Son birkaç senedir İstanbul’da çok önemli Uluslar arası toplantılar yapılıyor, AKP’li Milletvekili Egemen Bağış; İstanbul’un Avrupa’nın kültür başkenti olması için verilecek kararın, “kültürel uyum ve barış içinde birlikte yaşama” olacağını söylüyor; bunun için yapılan tanıtımda, minareler ile çan kuleleri ortak gösteriliyor; İstanbul’un kimliği (-tabusu) olan Minareleri örter bir şekilde ‘kule’ projeleri yeşeriyor! Türkiye için kültürel darbe olan ‘Dubai kuleleri’, ‘Babil Kulesi’nin temel atımı gibi duruyor! Sahi, Merkez Bankası İdare Merkezi'ni, hükümet niçin Ankara'dan İstanbul'a naklediyor ya da neden İstanbul uluslararası sistemin ‘finans merkezi’ oluyor!.. Yoksa Babil’den ayrılanlar ‘Yeni Babil’e geri mi dönüyor!..

Doksanlı yıllardan sonra düzenli olarak ABD ziyaretini aksatmayan Tayyip Erdoğan’ın, son iki yılda sadece siyonizme hizmet eden devlet adamlarına verilen madalyalarla ödüllendirilmesine, -Ne diyelim (?) deniyor (H.ALTINÖZ: Millî Gazete, 29.06.2005). Kimse kimseye boşuna ödül vermez, ödül niye veriliyor! Sayın Tayyip Erdoğan’ın, Musevi öngörüsü ‘Babil Sendromu’ özlemi ile, Musevi olan Hz. Musa ve sayın Tayyip Erdoğan arasında ilişki kurulması birbirini açıklar gibi görünüyor. Açıklanması gereken bir şey daha var: “Akif Beki'yi anlayabiliriz. 10 Eylül 2004 tarihinde gazeteci Ali Kırca, Başbakanlık konutunda Başbakan Recep Tayip Erdoğan'la bir röportaj yaptı. ATV'den yayınlanan röportaj sırasında ekranda bir görüntü dikkat çekiyordu; başbakanın oturduğu koltuğun hemen yanında, Atatürk tablosunun altında bulunan sehpa üzerinde, Yahudilerin kutsal yedi kollu şamdanı (Menora) vardı. Yahudilerin kutsal yedi kollu şamdanını Başbakanlık konutuna kim, neden koymuştu? Yahudilerin kutsal yedi kollu şamdanının gösterilmesinin nedeni dekor değildi herhalde. Mutlak bir nedeni olması lazım. Ama ne? Başbakanlıktan bu konuda hiçbir açıklama gelmedi.” deniyor (Soner Yalçın: Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, s.329).

Kimse kafasını yormasın, Akif Beki nam zat, neler olduğunu ve de ne olması gerektiğini zaten ortaya koyuyor: ‘Kıyamet saati’ değil ‘Seçim Vakti’ başlığı altında, Üçlemecilerin (-İsa Mesih önderliğinde, önce Hıristiyan, peşinden de Yahudiler ile birleşmek için) bekledikleri Mehdi’nin kim (ne) olması gerektiğini söylüyor. “Ve Ona (Deccale) karşı gelecek Mehdi’nin söylendiği gibi Şam’dan çıkıp geleceği sanıldı… Göklerden beklenen ‘kurtarıcı’, insanlar arasından zuhur etti. Göksel değil dünyevi bir kurtarıcı, bir siyasi lider olarak… Büyük bir kitlenin son umudu.” diyor (BEKİ, A.g.e. , s.84,85).

Dahası, Tayyip Bey’e bir ‘ayrıcalık’ da Hûrifi (-Harflerin bir takım gizli manalarına sahip olduğunu ileri süren) Ömer Çelakıl’dan geliyor; Kur’an’ın, 14'üncü suresi, 24'üncü ayetinde Türkiye, Ankara ve Tayyip kelimelerinin yan yana kullanıldığını ve bu ayetin Tayyip Erdoğan'ın Başbakan olduğu yıla işaret ettiğini ileri sürüyor (Star Gazetesi:16.08.2006). Onun bu yaptığı iş için, “Keyfi uygulamalar ve hissi bir takım hesap oyunlarıyla Kur’an-ı Kerim’i kişinin istediği şekilde konuşturup ona bazı gizli şeyleri söyletmesi ve bunun matematik hesaplarının ve sayısal tekrarların paralelliğinde çoğaltılması Hurûfiliğin yirbibirinci yüzyılda modern bir örtü altında yaşadığını göstermektedir.” deniliyor (Y.KANSIZOĞLU: Şifreci Yanılgı, s. 186).

Hurifiliğin de temsilcisi Akılçelen çocuğun, ‘adam’a göre Kur’an’ı yorumlamasına (Kur’an’a iftirasına) Tayyip Bey ne der bilemem de, diğer Hûrifimiz Akif Beki’nin, Tayyip Bey’i Mehdi gösteren öngörüsü, Mehdi, Nüzül-i İsa’ bekleyenler için; göklerden Mesih ya da Mehdi beklemeyin, “kurtarıcınız geldi” demek gibi oluyor. Müslümanlar içersindeki ‘Mesih/İsa damarı’, dillerin ve dinlerin karışması, Babil Sendromu çözümü hizmetlerini sürdürüyor.

AKP’yle birlikte söylemlerini değiştirenler...

Bir peygamberle sıradan bir insan arasından kurulan paralelik için; “Sağduyu sahibi olanlarınız ve olaylara mantıklı yaklaşanlarınız. Hz Musa ile Erdoğan arasında ne alaka var ki? diye sorabilir öfkeyle… Doğrudur.. Biz de bu soruyu soranlardanız. Ne alaka? Hz. Musa, Tayyip Erdoğan gibi Bâtıl din mensuplarıyla ittifaka girmek için mi uğraştı? Hayır! Hz. Musa bâtıl din mensuplarına taviz üstüne taviz mi verdi? Hayır! Hz. Musa kendi şahsi çıkarları için müşriklerin her dediğini mi yaptı? Hayır! Hz. Musa’nın hayatında ‘Papa 10. Innocent gibi bir şirk ehlinin heykelinin önünde haçlı anayasasına imza atmak’ gibi bir olay var mı? Hayır! Hz. Musa’nın hayatında dönemin emperyalist güçlerine karşı boyun eğmek var mı? Hayır!” (M.ERTUĞRUL: Yeni Mesaj Gazetesi, 18.06.2005). O zaman ne ya da ne var!.. Sayın Tayyip Erdoğan ve diğerleri (Eski Milli Görüşçüler), AKP’nin kuruluşuna kadar kamuoyunda, İslami hassasiyeti olan kişiler olarak tanındılar. İslami kimliklerini öne çıkardıkları için de sevildiler, umut oldular. AKP ile birlikte, İslami hassasiyetlerini ‘kaldırdılar’, yıllarca söylediklerini değiştirdiler. İnsan aklı, bu kadar keskin dönüş yapamayacağına göre, neler oluyor

alıntıdır