"Milliyetçi Forum" forum üyeleri ile aşağıdaki iletişim kanalı ile iletişim kuracaktır.
E-posta Adresi:
+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 Sayfadan 2. Sayfa BirinciBirinci 1 2
Toplam 18 sonuçtan 11 ile 18 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Türkiye'nin Etnik Yapısı

  1. #11
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    118
    Rep Puanı
    49

    Standart Cevap: Türkiye'nin Etnik Yapısı

    Kazım Mirşan bu çalışmaları sonucu şu sonuçlara varıyor ve bunları dünyanın bilgisine sunuyor.

    1. Bugünkü Türk dili Orta Asya'da M.Ö. 15.000'den başlayarak Ön Türk olarak tanımladığı topluluklar, boylar tarafından oluşturulmuştur.

    2. Bu topluluklar, M.Ö. 9000'den başlayarak Bir-Oy Bil (M.Ö. 9000 - M.Ö. 1517), At-Oy Bil (M.Ö. 1517 - M.Ö. 879) ve Ögül-Uquslar gibi bir çok yerleşik devletler kurmuşlardır.8 Türkler aslında göçebe değillerdir. Zorunlu nedenlerle göç etmek durumunda olmuşlardır.

    3. İlk tek tanrı inancını geliştiren Türklerdir. Budizmin kökeninde Türklerin Altı Yanq Tigin isimli din kitabı vardır.9 Ve Ön Türkler evren kavramına sahiptir.

    4. Batı uygarlığının kurucusu olarak bilinen Etrüskler Türktür ve dilleri Ön-Türkçe'dir.

    5. Kökeni açıklanamayan eski Mısır hiyerogralif yazısında (M.Ö. 3000-3200) 18 Ön-Türkçe harf mevcuttur.10

    6. Sümer yazısında 18 Ön-Türkçe tamga mevcuttur."

    7. Ön-Türkçe ilerideki bin yıllarda Fenike, Grek, Bizans, Latin, Slav alfabelerinin kökeninde yer almışlardır.12

    8. Doğu Anadolu'daki Subarlar (Sabir, Suvar) Asya'daki Isıb-Ura Bil halkının devamıdırlar. Orta Doğu'ya inen bir kol da Aral gölü civarından bu bölgeye göçen Esenler'dir.13

    9. Türkler, Anadolu'da M.Ö. 15.000 yıllarından beri mevcuttur.

    ___________
    " Age., sf. 25, 26.
    9 Age., sf. 26.
    10 Hulki Cevizoğlu, Tarih Türkler'de Başlar, sf. 108.
    11 Haluk Tarcan , Ön Türk Tarihi, sf. 28.
    12 Age., sf. 26.
    13 Age., sf. 26.

    Kazım Mirşan'ın bu tespitleri dünya tarihinin yeniden yazılmasını gerektirecek önemdedir. Bu tespitler bir çok yabancı bilim adamları tarafından da kabul edilmektedir. En azından Etrüsk medeniyetinin bir Türk medeniyeti, Etrüsklerin Türk olduğunu, örneğin, İngiliz Prof, Taylor, Fransız, Baron Carra ve Vauks, Avusturyalı, Vahilhem Brainshtain kabul etmişler ve bu gerçeği yazdıkları kitaplarda dile getirmişlerdir.14 Kazım Mirşan'ın bu yoldaki en büyük başarısı ise Etrüsk alfabesinin Türk alfabesi olduğunu bütün dünyaya kabul ettirmiş olmasıdır.15 Batılıların önemli bir bölümünün, Etrüsk alfabesinin Türk alfabesi olduğunun kabul etmelerine rağmen, Kazım Mirşan'ın anlam okumalarına karşı çıkmalarının temelindeki neden Etrüsk'leri Batı medeniyetinin kurucusu olarak kabul etmiş olmalarıdır. Batı'nın kökenlerinin Türklerle ilişkilendirilmesine tahammülleri yoktur.

    Kazım Mirşan, Türkiye'nin İtalya Büyükelçiliği vasıtasıyla bin bir güçlükle dünyaca ünlü Etrüskolog Prof. Compa-reale ile görüşmüş (Etrüsklerin vatanı orta İtalya'dır) ve elinde delilleri ortaya koymuş, sorularım cevaplandırmıştır. Bu ünlü Etrüskolog "hayretler" içinde kalmış ve sonuçta "Evet, Etrüskçe yazılar okunmadı" demek zorunda kalmıştır.16 Ancak, Kazım Mirşan'ın okumalarını kabul etmemiştir. Ne var ki bilimsel bir tenkitte de bulunamamıştır.

    Kazım Mirşan'ın, Ontürkçe okumaları bugüne kadar hiçbir bilim adamı tarafından bilimsel temelde tenkid edilememektedir.

    _______________
    14 Hulki Cevizoğlu, Tarih Türklerde Başlar, sf. 192.
    15 Age., sf. 193.
    16 Age., sf. 188.

    Yeni bir bilimsel araştırma, Kazım Mirşan'ın Öntürkler konusundaki verdiği bilgileri doğrulamaktadır. Gaziantep Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Ahmet Arslan, 7.12.2004 tarihli Vatan gazetesinde yayınlanan söyleşisinde, Konya'daki sağlık ocağında alman kan örneklerinin DNA analizlerinin İtalya'da Prof. Santa Chiara Benerecetti'nin merkezinde yapıldığını ve özellikle Portekizlilerle, Fransızların Türklerle yakın kan bağı olduğunun tespit edildiğini, Türklerin bir çok Avrupalı milletlerin atası olduğunu açıkladı. Bunu haber olarak Alman Rheiniche Post gazetesinin web sitesinde yayınladığını belirtti. (Cumhuriyet, 25.12.2004, Bilim Teknik)

    Kazım Mirşan'ın tezini destekleyen bir başka araştırma 08.12.2004 tarihinde İtalya'da Ferrara Üniversitesi'nde sonuçlandırılmıştır. Dipt. Biolog. Guido Barbujani ve ekibi tarafından yapılan "genetik analiz" sonucu Etrüskler'in Ön-türk oldukları tespit edilmiştir. (Töre der. 2005/2 sf.28)

    Fransa ve Portekiz, İtalya ile birlikte Öntürkçe tamga ve yazıtların en çok bulunduğu Avrupa ülkeleridir. Kazım Mir-şan bunları da incelemiş ve okumuştur. Kazım Mirşan'ın Avrupa ülkelerinde okuduğu Öntürkçe belge sayısı 1998 tarihi itibariyle 310'dur.

    İtalya'da yapılan DNA analizlerinin bir benzeri birkaç yıl önce İspanya'da yapılmış ve yine Avrupalıların Türklerle kan bağı olduğu tespit edilmiştir.

    Yine benzer bir başka bilimsel araştırma da Kazım Mirşan'ın tespitlerini doğrular mahiyettedir. ABDTi antropolojik genetikçi Spencer Wells ve ekibinin 1998 yılında Orta Asya'da yaşayan 2500 kişiden aldıkları DNA örneklerindeki Y kromozomu incelemeleri sonucu, insanların atalarının 30.000 yıl öncesinde Orta Asya'dan göç edenler olduğunu ortaya koyuyor.
    Bütün bunlar, Kazım Mirşan'ın araştırma ve bulgularının çok daha ciddi olarak değerlendirilmesini gerekli kılan bilimsel tespitlerdir.

    Ancak, burada şu hususa değinmemiz gerekir. Bugün küresel çokuluslu şirketlerce desteklenen maksatlı "genom projeleri" de mevcuttur. Bunlarla amaçlanan, bilimsellik kisvesi alanda ulusları oluşturan toplulukları ırki menşeleri konusunda tereddüte düşürerek, yanıltarak etniklik temelinde bölmektir. Esasen, etnik kimlik çağımızda ırki olmaktan çıkıp kültürel bir olguya dönüşmüştür. Bu temelde, bugünkü kimlikleri onbinlerce yıl öncesinin farklı kültürleriyle tanımlanmış kimliklerle tanımlamak mümkün değildir.

    Öntürkler konusunda kapsamlı bilgi edinmek için Hulki Cevizoğlu'nun 29.06.2002 ile 20.07.2002 tarihleri arasında ATV'de yaptığı,toplam 12 saati aşan 3 programı kitaplaştıra-rak yayınladığı Tarih Türkler/de Başlar isimli kitabın mutlaka okunması gerekir.

    Bu programlara; bizzat Kazım Mirşan'ın, dünyanın en önde gelen 3 Sümerologundan biri olan Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ'm, uluslararası üne sahip araştırmacı Haluk Tarcan'ın, Prof. Dr. Bozkurt Güvenç'in, Yrd. Doç. Dr. İsmail Doğan'ın, araştırmacı Turgay Tüfekçioğlu'nun, Adile Ayda'nın ve daha birçok saygın araştırmacı ve bilimadamının katılmış olmaları bu kitabın değerini daha da artırmaktadır.

    Kitabımızın kapsamı ile ilgili olarak, konumuza dönersek; Kazım Mirşan'ın ortaya koyduğu tartışılmaz gerçek, Türklerin Anadolu'daki 17.000 yılı bulan varlığıdır. (M.Ö. 15.000'den bu yana)

    Bugün; Türkiye'de, Orta asya, Yenisey, Aral, Balkaş, Pamir, Kazakistan, Kırgızistan, Tamgalı Say, Talaş, Issıq Kölü, Başkurtistan v.s de mevcut onbinlerce pigtogram (mağara resmi), petroglif (yazı elemanlı kaya resmi-tamga) ve yüzlerce yazıtın aynısı ya da yakın benzeri geniş bir coğrafyaya dağılmış olarak Anadolu'da da mevcuttur.

    Bunlar, Türkler'in Anadolu'da -17.000 öncesine varan varlığının kanıtlarıdır.

    Sadece Doğu Anadolu yaylasında tarihleri M.Ö. 15.000-1000 olarak tespit edilen tam 45.000 kaya üstü ve mağara resmi mevcuttur.

    Resim ve yazıtların bölgelere dağılımını ve sayılarını kendisini yıllardır Kazım Mirşan'ın eserlerine adamış olan ve bu konuda çok sayıda yayını bulunan Haluk Tarcan'ın Ön-Türk Tarihi isimli kitabından aktarıyoruz. (Kaynak Yayınlan, 1998)

    Anadolu Kaya Resimleri ve Yazıtları Doğu Anadolu Yüksek Yaylası
    • Genel anlamda kayaüstü ve mağara resimleri (piktogramlar)
    • Yazı elemanlarını içeren kaya resimleri (petroglifler)
    • Yazı geçişi gösteren kaya resimleri ve nihayet,
    • Yazıtlar şeklinde dört grup halindedirler.

    Bunların tarihi
    Van-Hakkari, Tir-i Şin Yaylası (Ermenistan'da devam eder), Kahn-i Melikan (2 600 metre); Taht-ı Melikan (2 850 metre), -15/5 binler, - buzul döneminden kalan tek hayvan resmi buradadır.
    • Gevaruh Vadisi -10/8 bin,
    • Sat Dağı ve Gölü, -8/6/4 binler,
    • Hirkanis suyu, Mazur Vadisi, -8 bin,
    • Pagan köyü (Van, Özalp ilçesi) -8 bin,
    • Başet Dağı - 4 bin
    • Put (Yedisalkım köyü) -4/3 bin, Erzen
    • Cudi Dağı -1500
    • Varagöz yaylası -8/1000 ...(174)
    -113/6 bin

  2. #12
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    118
    Rep Puanı
    49

    Standart Cevap: Türkiye'nin Etnik Yapısı

    Sonuç: Doğu Anadolu yaylası, -15000/1000 tarihleri arasında yaklaşık 45 bin kaya üstü ve mağara resimlerine sahiptir. Bunlar, Orta Asya ve üst Asya ile "eşlik ve benzerlik" göstermektedirler.

    Doğu Anadolu'da yazıya geçiş dönemi, Sat Dağı'ndaki tamga resim döneminde, yani -8 binde olmuştur.

    Yazıtlar ise, sayı ve tarih olarak şunlardır: (175) Van-Hakkari Tir-i Şin Yaylası'nda,
    • Çügiri yazıtı, Davulcular, -7 bin, (2 yazıt),
    • 5 başka yazıt, -6/5 bin,
    • Van Aktamar Yazıtı, -7 bin (henüz tamamı okunmamamış-tır)
    • Van, Başet Yazıtı, -4 bin (3 yazıt),
    • Erzurum, Cunni mağarası, 5 yazıt, 1 petroglif, -5 bin (6 yazıt).
    Kuzey Anadolu (176)
    • Oy-Onul (Oy-Ongul), Trabzon mağara yazıtları, -2 bin, (2 yazıt),
    • Sinop, Sinop Tersane Kapı Üstü Yazıtı, (-2 bin, belki daha eski?)
    İstanbul (177)
    • Erenköy Yazıtı
    • Oy-Oğ (İstanbul) yazıtları;
    • Erenköy
    • Bizans yazıtları
    • İstanbul, Ayasofya
    • Trabzon Ayasofya
    • Ankara, Dikmen
    • Roma, San Françesko da Laterano
    • Suudi Arabistan, Meda-in Salih ve çeşitli gümüş eşya üzerinde bulunan yazıtlar.
    • İstanbul Arkeoloji müzesi Bizans sikkelerinden No:l. Oy - Öğüy, -5. yüzyıl...
    (Bizans sikkeleri koleksiyonları incelenmelidir)
    Pre-Grekçe sanılıp asla okunmamış olan bu yazıtlar Ön-Türkçe okunmuşlardır.
    • Fikirtepede çıkan kaplar arasında, 2 kap Oq (-6 bin) ve Oz (-5 bin) damgalarıyla
    süslenmişlerdir. (İstanbul Arkeoloji Müzesi)
    Zümran (İzmir) (178)
    • Apa-Usuz (Efes) Artemision Yazıtı.
    Antalya (179)
    • Beldibi Mağarası, -6/5 bin, (3 Yazıt).
    • 5 Side parası
    • Side yazıtı
    • Apollon ve Artemon yazıtları, - 2000 (2 yazıt) Orta Anadolu (180) • Konya-Çumra, Çatalhöyük "Ana Tanrıça Yazıtı", -6500 ve duvar damgaları, • Eskişehir, At-Esiç Öz (Midas) yazıtı, -3/2 bin? Petroglifler ve Bizans yazıtları hariç, Anadolu'nun her yanında bulunana 25 yazıt, Anadolu dip kültürünün Ön-Türklere ait olduğunu gösteren yeterli sayıda begelerdir. (Büyük Asya'da, K. Mirşan tarafından okunmuş olan yazıt sa-yusu şimdilik 62'dir.)

    • Haluk Tarcan'ın Ön-Türk Tarihi isimli kitabından aktarılan yukarıdaki alıntılarda "-" işareti milattan önceyi ve parantez içindeki sayılar Kazım Mirşan'dan alıntıları göstermektedir, (sf. 147,148) Sonuç olarak, Anadolu'nun doğusundan-batısına, kuzeyinden-güneyine her yöresinde mevcut yazıtların Orta Asya'daki Türk yurdundakilerle şekli ayniyetleri ve yalan benzerlikleri dahi Türklerin Anadolu'ya gelişlerinin MÖ 15.000 yılma vardığının açık kanıtlarıdır. Yazıt, tamga ve mağara resimlerindeki bu ayniyet ve yalan benzerlik, "en azından", Orta Asya Türk yurdu üe Anadolu inşam arasındaki bağın açık göstergeleridir.

    TÜRKLÜK ve ANADOLU

    Türklerin Anadolu'ya gelişlerinin tarihi genel olarak Selçukluların, Bizans'ı mağlup ettiği Malazgirt Savaşı'nın tarihi olan 1071 yılı kabul edilir. Oysa, tarihi veriler Türklerin, Anadolu'ya, Selçuklular"dan çok daha önceki tarihlerde geldiklerini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Örneğin Hunlar, III. ve IV. yüzyıllarda Anadolu'ya 3 defa girip çıkmışlardır. Bugün, Anadolu'da Hunların hatırası bir çok Hun isimli köy mevcuttur. (Erzincan-Lardusu, Elazığ-Palu, Bingöl-Solhan, Muş merkez vs.) Daha sonra, 466 yılında Ağaçeri Türkleri'nin 558, yılında Sabir ve Hazar Türkleri'nin Doğu Anadolu'da yayılarak yerleştikleri görülmektedir. Yine Selçuklular öncesi, Abbasiler'in 8. yüzyıldan başlayarak, çoğunluğu Türkmen askeri garnizonları aileleri ile birlikte Bizans'a karşı, Misis, Adana, Maraş, Malatya'dan, Mardin'e Fjrzurum'a uzanan ve sugur denilen hat boyuna yerleştirdikleri de tarihi belgelerle tespit edilmiş bir husustur. Anadolu'da Selçuklular'dan yaklaşık 800 yıl öncesine giden yukarıda belirtilen Türk yerleşimi yakın bir tarihi geçmiş olarak kabul edilebilir. Ancak, son dönemlerdeki bilimsel tesbit ve bulgular, Türklüğün Anadolu'daki varlığının milattan yüzlerce ve hatta binlerce yıl öncesine götüren veriler ortaya koymaktadır. Bu veri ve bulgular, en azından, Türklerin Anadolu'daki varlığının yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Sözkonusu veri ve bulgular, Türklükleri tartışılan Sümer ve Gutilerin dışında, Ön Türkleri (bkz., sf. 49) Turkileri, Turukkuları, Türgişleri, Acarayları, Türklükleri bilinen Sakaları ve onların bir kolu olduğu düşünülen Karduları Anadolu'daki Türk varlığının özneleri haline getirmektedir. Tarih, özkaynaklarına inilerek nesnel (objektif) bir yaklaşımla incelendiğinde Türklüğü, dünyada olduğu gibi Anadolu'da da anıtsal bir gerçek olarak karşımıza çıkarmaktadır.

    Ne yazık ki biz, ülkemizin ve toplumumuzun gerçeklerini bilmediğimiz gibi, tarihimizi, tarihimizin ihtişamını da bilmiyoruz ve bir çok konuda olduğu gibi tarihimizi de, yabancılardan, onların kendi siyasi çıkarlarına göre değiştirip biçimlendirdikleri şekliyle öğreniyoruz.

    Bunun nedeni, yarım yüzyıla yakın bir zamandır milli bir kültür politikamızın olmayışı, milli tarih şuurunu dışlayan, kendi öz değerlerine yabancı, kimliksiz milli eğitim politikalarıdır.

    Kimdir Türk? Anadolu'daki, Ön Asya'daki Türk varlığının derinliği nedir?

    Çin kaynakları Türklerden söz eden ilk belgeler olarak kabul edilmiştir. Çinliler doğu Hunlarından bahsederken CONG ve TIK adlı iki Türk kavmi hakkında geniş bilgi vermişlerdir. Edhanson ve De Groot gibi bilim adamları da Türk sözünün Çince'deki telaffuzunun Tık (Tirk) olduğunu belirlemişlerdir. Tirklerin ortaya çıkışı M.Ö. 1582 olarak kabul edilmektedir.1

    Gyula Nemeth ve R. Rasonyi de, Türklerin anayurdu olarak Orta Asya'nın batısındaki Aral gölünün kuzeyini belirlemişlerdir.2 Bugün artık Türklerin Orta Asya'dan çıkarak pek çok devletler kurduktan sonra Oğuz boyları olarak 1071'de Anadolu'ya yerleşmeye başladıkları bilinmektedir.

    _____________
    1 Hilmi Göktürk, Türk Mührü, 1974, sf. 4, 5.
    2 Age.,sf. 1.

  3. #13
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    118
    Rep Puanı
    49

    Standart Cevap: Türkiye'nin Etnik Yapısı

    Ancak Oğuzlar Anadolu'ya en son gelen Türklerdendir.

    Bölgedeki Türk varlığı çok daha öncelere dayanmaktadır. Romalı yazar Pomponius Mela M.S. 43 senesinde yazdığı De Situ Orbıs adlı eserinde TURCAE (Türk) isimli kavimden söz etmektedir. Yine Roma'lı Plmius M.S. 23-79 yılları arasında yazdığı Histoire Natur adlı eserinde Sakalarla ilişkilendirilen Sarmat ırkına mensup kavimler içinde TYRCAFleri de saymaktadır.3

    Saka Türklerinin M.Ö. 7'nci yüzyılda Doğu Anadolu üzerinden Zagros'a (Irak-İran Sınırı) kadar inip, Medleri yıkarak bölgede 28 yıl hüküm sürdükleri bilinmektedir.

    Turki ve Turukkular

    Ancak çok daha eski tarihlerde Anadolu'da Türk varlığını işaret eden bulgular bugün gün ışığına çıkmıştır. Değerli bilim adamı Prof. Dr. A. Haluk Çay'ın bu konuda verdiği her satırı belgeli bilgi şudur:

    "M.Ö. 2350-2150 yılları arasında Mezopotamya'da büyük bir devlet kurmuş olan Akad hükümdarlarından Naram-Sin'e ait "Mücadelenin kralı" anlamında "Şartamhari metni" olarak bilinen yazılı kaynak Anadolu'daki Türk varlığı bakımından oldukça önemli bilgileri ihtiva etmektedir. Bu belgenin üç kopyası olup, ilki Mezopotamya'da Babil'de, ikinci Mısır7 da Telel-Amama'da, üçüncüsü ise Anadolu'da Hattuşaş (Boğazköy)'da ortaya çıkarılmıştır. Hattuşaş arşivinde "Kbo-III, 13" sıra numarası ile tesbit edilmiş olan bu yazılı belge Hitit (M.Ö. 1750-1200) çivi yazısıyla, Akadça orijinalinden kopya edilerek taşa kazınmıştır. H G Gütebock tarafından deşifre edilen bu belge, Anadolu hakkında ilk tarihi bilgileri vermesi bakımından çok kıymetlidir.

    __________
    Age., sf. 5.

    Bu tarihi belgede, Akad Kralı Naram-Sin'e karşı 17 Anadolu kralının güçlerini birleştirerek harekete geçtikleri ancak, yenik düştükleri anlatılmaktadır. Bizim için önemli olan husus bu 17 Anadolu kralından birisinin TURKI kralı İlşu-Nail adındaki hükümdar olmasıdır. (Bu belgenin 15. şatomda yer alan bu kayıt, çok açık bir şekilde Anadolu'da M.Ö.'ki yıllarda Asya menşeli Türk topluluklarının yurt tutmuş olduklarını göstermektedir.) Diğer yandan Fırat nehri kıyısında Mari bölgesinde (Td-le-Hariri) ortaya birtakım tabletler çıkarılmış, bunların M.Ö. 4000-2000 yıllarındaki Sümer ve Babil nüfuzunun bölgede hakim olduğu dönemden kaldıkları tesbit edilmiştir. Ortaya çıkan bu tabletlerden 13 tanesinde ''TURUKKU" adh bir kavimden bahsedilmektedir. Bu tabletlerin Türkçe tercümeleri Sadi Bayram tarafından yayınlanmıştır. Sümer, Elam, Kaide, Guti, Urartu vb. toplulukların Asya menşeli olmaları hakikati yanında bir de karşımıza Türk adının değişik söylenişleri Turki ve Turukku isimleri çıkmaktadır. Anadolu'nun bir diğer sakinleri de Huniler ile Urartular idi. M.Ö. 2000lerde Van gölünden Kızılırmak ve Yeşilırmak'ın Karadeniz'e döküldüğü yerlere kadar uzanan saha Hurriler'in hakimiyetinde idi. Daha sonra M.Ö. 13. yüzyıllarda Van gölü çevresinde Urartu hakimiyeti görülecektir. Hur-riler ile Urartular'ın dilinin Sami ve Hind Avrupa dilleriyle herhangi bir yakınlığı yoktur. Yapılan incelemelerden HUR-RI ve URARTU dillerinin fonoloji, sentax ve gramer bakımından Asya menşeli oldukları ispat edilmiştir." (Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası sf. 52, 53). Tarihin tanığı arkeoloji biliminin sunduğu bu çok açık ve kapsamlı deliller Anadolu'daki Türk varlığının M.Ö. 4000 yılına kadar uzandığını düşündürmektedir. Daha da ilginç olan Kürtler'in ataları arasında gösterilmek istenen HURRI ve URARTU'ların da karşılaştırılabilir özelliklerinin sadece Türk bölgesiyle ilişkilendirilebilmesidir. /. Zeki Eyüboğlu da Anadolu Uygarlığı isimli eserinde Hurri diline genişçe yer verir ve bu dilin "Türkçeye yaklaşan" özelliklerini vurgular, (sf. 62) Sümerler ve Gutiler Sümerler ve Guti (Kut)lerin ırki ve dil özellikleri itibarıyla fek 'karşılaştırılabilir'' unsurun Türkler olduğu artık kabul edilmiştir.
    Konuyla ilgili olarak Türk ve Batılı araştırmacıların bu gerçeği ifade eden çok sayıda eseri mevcuttur.

    Ancak, son derece objektif bir yaklaşımla konuyu inceleyen Prof. Dr. A. Haluk Çay'ın a.g. eserinden aşağıdaki alıntılar aydınlatıcıdır.

    "Anadolu'daki ilk Türk varlığı ile ilgili olarak elimizdeki bilgiler Sümerler ve Kut (Guti) kavimlerine aittir. Özellikle Sümerler ile Kutlar (Gutiler)'ı kendilerine maletmek isteyen Kürtçü ideolojik yaklaşımlar bizi öncelikle Sümer ve Kut Meselesinin halline zorlamaktadır."

    "Bizim Sümerler'i veya Kutlar'ı Türk tarihine maletmek gibi bir endişemiz ve düşüncemiz olmadığını öncelikle belirtmemiz gerekiyor. Çünkü Türk tarihinin bu türden zorlamalara ihtiyacı yoktur."

    "Her şeyden önce Önasya'nın Sümer, Elam ve Hurri gibi medeni kavimlerinin belli bir etnik grubu temsil etmediğini vurgulamak gerekiyor. Önasya'nın bu toplulukları, aynı çağda ortaya çıkan Hindistan'daki, M.Ö. 2000’li yıllarda Uzakdoğu'da görülen büyük devletler ve medeniyetler kuran kavimler gibi, biri diğeri üzerine gelerek karışmış, tesalüp etmiş konglomeralardan ibaret oldukları düşüncesi kanaatimizce yerindedir. Antropolojik buluntular, Sümer ve Kut dilinden kalan örnekler Sümer, Kut, Elam, Hurri gibi adlarla anılan bu toplulukların bünyesine brakisefal Ural-Altay kavimlerinin bilhassa atlı-göçebe Türk unsurların karışmış olduğunu göstermektedir. Eski Önasya Tarihi uzmanlarından Fr. Hommel, Sümerler'i tamamıyla bir Türk kavmi olarak kabul etmekte, Orta Asya'dan M.Ö. 500O\erde kopan Türk gruplarının Önasya'ya geldiklerini ve Sümerler'i teşkil ettiklerini ileri sürmektedir. Sümer dilinden 350 kelimeyi Türkçe ile açıklayan Fr. Hommel'in bu iddialı tezine karşı V. Christian ile Benno Landsberger daha ihtiyatlı davranmakta, Sümerce'de Türkçe ile birlikte diğer Ural-Altay kavimlerinin de dil hatıraları olduğunu kabul etmektedirler.

    B. Landsberger, Sümer dilinin özelliğini karşılaştırmalı olarak incelemiştir. Bilindiği gibi Sami dilleri kursif şekildedir... Halbuki Türkçe bununla taban tabana zıt bir karakterde olup komplexif bir yapıdadır. Landsberger bu karşılaştırmayı yaptıktan sonra Sümer dilinin, yalnız fenomenolojik bakımından değil, aynı zamanda tarihi bakımdan bütün Asya boyunca uzayan dağlık havalide konuşulan geniş bir dil grubuna dahil olup, bu grubun bugün de varlığını sürdüren Türk dilleri olduğunu kabul etmektedir.

    Sümer dilini sonradan kabul eden Akadlar bu dilin Önasya'nın diğer kavimleri arasında yayılmasında önemli rol oynamışlardır.

    Sümerlerle Türkler arasındaki münasebeti dil açısından araştıran bir diğer bilim adamı da Osman Nedim Tuna'dır. O. N. Tuna diller arasındaki münasebetin tesbitinde birtakım kriterler tesbit etmiştir. Ona göre: "Birbiriyle hiç ilgisi olmayan dünya dillerinde, tesadüfi kelime uygunlukları bir mucize kabilindendir. Örnekleri bir elin beş parmağını geçmez... Diğer yandan iki dil arasında, tarihi bir münasebeti ispatlamaya yetecek en az sayıdaki benzer çiftin kaç olması hususunda belirtilen sayı oldukça düşüktür. Benzerlik sınırlarını tayin eden şartların gevşeklik veya sıkılığı yalnız ikiden yediye kadar çift tarihi bir münasebeti ispatlamaya kafidir. O. Nedim Tuna, Sümerce'de 265 Türkçe kelime tespit etmiş, bunların "tesadüfi benzerlik"le açıklanamayacağını, bunun matematik bakımından da mümkün olmadığını, ayrıca tesbit edilen bu kelimelerin büyük çoğunlukla "benzerlik" ve "uygunluk" sözlerinden de öte gerçek anlamda Türkçe olduğunu ortaya koymuştur... Yapılan tespitlere göre prehistorik dönemde Kutlar'ın (Gutiler) Hazar denizinin güneydoğusu ile Amuderya/Ceyhan (Oxus) nehri arasındaki bölgede yani Batı Türkistan'da oturdukları anlaşılmaktadır. M.Ö. 2500-2400 yıllarında Kutlar batıya yönelerek Zağros (İran-Irak sının) dağlık bölgesinin kuzeydoğusuna yerleşmişlerdir. Eski Akad (M.Ö. 2340-2159) zamanında başlayarak, Kutlardan kalan az sayıdaki belgede ve onlarla çağdaş olanlarda, eski Babil (M.Ö. 1894-1600) çağının geç zamanlarına kadar her devirden yazılı kaynaklarda geçen kişi, yer ve nesne adları toplanmıştır. Bu malzemenin değerlendirilmesi sonrasında B. Landsberger, "tarihte Türkler'le en yakın münasebettar olan, hatta belki de Türkler'le ayniyet gösteren kabile Kutlar/Gutiler'dir, demektedir." (age., sf. 47,48, 49, 51) Sümer ve Guti (Kut) topluluklarının Türk menşeli olmaları Messoud Fany tarafından da benimsenmiştir. Yukarıdaki alıntılarda verilen bilgiye, Fırat kıyısında Ma-ri bölgesinde bulunan tabletlerin Sümer nüfuzunun bölgede etkin oldukları döneme ait olduklarını ve bu tabletlerin Uünde TURUKKU isimli bir kavimin anıldığını da eklemek gerekir. Dolayısıyla, bu tabletler de Sümerlerin Türklüğünü düşündürebilecek tarihi belgelerdir. Acaraylar Türklüğün Anadolu'da M. Ö. 17. asırda mevcudiyetine işaret eden bir başka veri de Hollanda'da yayınlanmış olan İslam Ansiklopedisinde geçmektedir. Adı geçen eserin 4'üncü cildinin 839. sayfasında "Hititlerin bakiyesi (kalıntısı) sayılan Kite uruğu içerisinde ACARAY TÜRKLERİNİN (bkz., Aristov, Jivaya Starina, Petesburg 1896, III-IV, 383) yaşamakta olduğu" bildirilmektedir. Kazak Kırgızlarında KITA, Başkurtların Hatay kabilesi içinde KİTİ kabileleri vardır. Rus etnologu Aristov bu kıtaları (Kita) Etilerle birleştirir." Sakalar Türklüğün Anadolu'daki yerleşiminin derinliğinin değerlendirmesinde önemli bir unsur da İskit/SAKALAR'dır.

  4. #14
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    118
    Rep Puanı
    49

    Standart Cevap: Türkiye'nin Etnik Yapısı

    M. Ö. 7. yyılda Kafkasya, Hazar üzerinden inerek Doğu Anadolu'yu ele geçirip Medleri 28 yıl egemenliklerine alan Sakalar (İskit) konusunda Yrd. Doç. Ühami Durmuş doktora tezinde şu bilgileri vermektedir.

    "Yaklaşık olarak M.Ö. 8. yüzyılda tarih sahnesine çıkan ve bu tarihten M.S. 2. yüzyıla kadar hakimiyetlerini devam ettiren İskitler, doğuda Çin şeddinden batıda Tuna nehrine kadar uzanan geniş bir sahada varlıklarını biraz önce verilen rakamlardan da anlaşılacağı üzere, yaklaşık olarak 1000 yıl gibi uzunca bir zaman korumuşlardır.

    Onlar bu coğrafyada Ath Kavimler Medeniyeti'ni oluşturan kavimlerin ana grubunu meydana getirmiştir. Oldukça geniş coğrafyaya yayılmış olan İskitler değişik kavimler tarafından tanınarak onların kaynaklarına geçmişlerdir." (İskitler, sf. 99)

    Eskiden buyana en kuvvetli nazariye olan Ural-Altay ırkı nazariyesi ve bunlar içerisinde de İskitler'in Türklüğü fikri gitgide daha fazla taraftar bulmuş ve bilim adamları çeşitli yönleriyle meseleyi değerlendirmiştir.

    Biz de İskit tarih ve kültürü üzerine yazılı kaynakları inceleyerek ve arkeolojik malzemeyi de değerlendirerek yaptığımız bu çalışmamızda, ilk yurtlarının Türk coğrafyası olduğunu belirterek, adlarının Türklükle olan bağlantısını ortaya koyduk.

    Gerek Sus ve çevresinden toplanılan çivi yazık metinler ve gerekse antik kaynaklardaki bazı adlardan İskitler'in diliyle Türk dili arasında bağlantı kurarak, elde edilen kelimeleri Türkçe ile irtibatiandırabiliyoruz. Saka tigrakhauda'ya ait olduğu kabul edilen Esik kurganından çıkarılmış olan yazı ve onun dili de bize Türkçe ve Türk yazısına götürmektedir. Bu kurgandan çıkartılmış olan yazının daha sonraki Türkler'in, özellikle Göktürkler'in kullandığı Orhun yazısının proto tipi olduğu kabul edilmektedir.

    İskitler'in dinlerinin, dillerinin, sanatlarının, gelenek ve göreneklerinin eski Türklerininki ile bağlantıları ve bu kadar çok yönlü benzerlikleri olması, Iskitler'in büyük çoğunluğunun, özellikle hakim tabakanın Türk olduğu kanaatini doğurmaktadır. Çünkü bu derece çok benzerlik ve hatta ayniyet bizi bu düşünceye sevketmektedir. Fakat zaman içerisinde bati kolu olarak kabul ettiğimiz grup, diğer etnik gruplar içerisinde eriyerek kaybolmuştur. Asıl ana kütleyi oluşturan Saka tigrakhauda ve doğu kolu olan Saka haumavarga daha sonraki devirlerde de varlıklarını sürdürerek, Orta Asya'da kurulan Türk devletlerinin ve günümüz Orta Asya Türklüğünün oluşumunda temel teşkil etmiştir. Günümüzde kendini hâlâ Saka olarak belirten Türk topluluklarının varlığı da bunu açık bir şekilde göstermektedir. (İskitler sf.100, 102)

    Ayrıca bugün Yakut Türkleri kendilerini SAKA olarak tanımlamaktadırlar.

    Azerbeycan İran edebiyatındaki Efreysab efsanesindeki SAKA kahramanının ALPER TUNGA'nm Oğuz olduğu da belirlenmiştir. Bizanslı yazarlardan ATTALİATEde 'İskitlerle (Sakalar) Türkler aynı ırktandır" demektedir.4

    Kendilerini SAKA kabul eden Yakut ve Altay Türklerinin yanısıra, Hunların ilk dayandığı kabileler arasında SAKA-İTler vardır. Kaşgarlı Mahmud'un ünlü eseri Divanü Lügat-it Türk'de SAKA "dağ yamacı" anlamına gelir.5 Çağatay lehçesinde SAK "Yan" anlamındadır.6 SAKA eski Türklerde erkek adı olarak da kullanılmıştır.

    Kahramanlığıyla ünlü Türk boyu KIPÇAK başbuğunun adı da S AKA'dır.7

    ________________
    4 Age., sf. 56, Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi, cilt I, sf. 81.
    5 Kaşgarlı Mahmud, Divan-ü Lügat İt Türk, cilt III, sf. 226.
    6 Süleyman Efendi, Lügat-i Çağatay, sf. 180.
    7 Hilmi Göktürk, Türk Mührü, sf. 58.

    Bugün hâlâ Anadolu'da SAKA ismi taşıyan binlerce yıllık yerleşim merkezleri mevcuttur.

    Siirt'in Beytuşebap ilçesine bağlı bir köyün, Kütahya ve Zonguldak'ın il merkezlerine bağlı iki köyün isimleri SAKA'dır. Van'a bağlı bir köy SAK, Artvin'de bir köy SAKALAR, Çankırı'da bir köy SARA-ELİ, Artvin'de bir köy SIĞAPOR (por eski Türkçede dere) ismini taşır.

    Başta da belirtildiği üzere, Sakalar M.Ö. 7. yüzyılda (günümüzden 2700 yıl önce) Kafkaslar üzerinden hareketle Urartu-ları yenerek, On Asya'ya girmişler ve bütün Doğu Anadolu'yu ellerine geçirmişlerdir. M.Ö. 653'te Medleri yenerek, bu ülkede 28 yıl kalmışlar, Filistin'e kadar inmişlerdir.

    625 yılında Medler'e mağlup olmaları sonucu bir kısmı Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da varlıklarını sürdürmüşlerdir.

    Yukarıda verilen SAKA isimli yerleşim merkezleri Türklerin Anadolu'da 2700 yıllık varlığının günümüz kanıtlarıdır.


    Kardular

    Karduk olarak da anılan KARDULAR, İskitler'e bağlı bir kavim olarak düşünülür.

    Orta Asya ile bağlantılı oldukları bilinmektedir. Bugün dahi, Doğu Türkistan'da Kurtuk isimli bir Türk boyu mevcuttur. Bir Türk bölgesi olan Tiyenşan'ın güneyinde Türklerle meskûn bir köyün adı Kardur(k)'dur. Karduk kelimesinin anlam ifade ettiği tek dil Türkçe'dir. Kaşgarlı Mahmud'un ünlü eseri Divan-ü Lügat it Türk'de, kardu(k), zemheri sıralarında su üzerinde yüzen fındık büyüklüğündeki buz parçaları olarak tanımlamıştır. (Cilt: 1, sf. 419)

    Bu kelimenin birçok Türk lehçesinde kar çığı, sertleşmiş yatık kar anlamı taşıyan Kürt kelimesiyle anlam yakınlığı üzerinde durulması gereken bir husustur.

    M.Ö. 2000 yılında bir sümer eşiktaşında Kardaka diye bir ülke ismine rastlanmıştır.

    Hakkında isminden başka bir bilgi bulunmayan bu ülkenin, bazı araştırmacılarca, Bitlis civarı olabileceği tahmin edilmiştir. Ancak bu tahmine bir dayanak gösterilmemiştir.

    Kârdu'lardan ilk söz eden kaynak, İran dönüşü paralı Yunan askerlerinin ardçı komutanı Ksenophon'dur. Ksenophon, Onbirderin Dönüşü isimli hatıratında, Dicle nehri, Hakkari, Bohtan ve Büyük Zap Suyu civarlarında karşılaştıkları, İran'dan nefret eden, dağ doruklarını tutmuş, çok çevik ve iyi savaşçı, usta okçular olarak tanımladığı Kardular hakkında geniş bilgi vermiştir. Bu bilgilere göre Kardular'ın yaşam tarzları, tipleri, okları ve ok atışları aynen Saka Türkleri gibidir. Bugün, Anadolu'nun birçok yerinde ve de özellikle Sakaların M Ö. 7. yüzyüda yaşadıkları bölgelerde Kardı, Kardu Gardı, Hartu, Kurtuk, Kırük, Horlık, Hortuk vs. gibi eski köy isimleri mevcuttur. Örneğin, Adıyaman'ın merkeze bağlı bir köyünün asıl adı Kardı'dır (yeni adı Ağaçkonak). Diyarbakır'ın Çermik ilçesine bağlı bir köyün adı Kardu'dur. Afyon'un Sandıklı, Mardin'in Savur ilçelerine bağlı 2 köyün adı Kardı'dır (kardu(k)). Trabzon'un Akçaabat ilçesine bağlı bir köyün adı Gardı Mera'dır. Diyarbakır'ın Kulp, Sivas'ın Suşehri, Erzurum'un İspir ilçelerinde Horlık isimli birer köy mevcuttur. Yine Diyarbakır merkez, Malatya'nın Pötürge ve Siirt'in Beşiri ilçelerine bağlı birer köyün adı Kurtuk tur. Urfa'nın Yaylak ilçesine bağlı 2 köyün adı da Kurtuk Ulya ve Kurtuk Sülfa'dır. (Hilmi Göktürk, Türk Mührü, sf. 61) Kardular hakkında geniş bilgi için "Kürtler" bölümünde "Karzu Tezi"ne bakınız, (sf. 190)

    Hunlar Türklerin Anadolu'ya "açık" kimlikleriyle girişleri ise 1071 Malazgirt savaşından yaklaşık 800 yıl öncedir. Tarihi belgelerle ve yazıtlarla kanıtlandığı üzere Anadolu'ya, miladi yularda ilk giren Türk devleti Hunlar'da. Suriye-Irak sınırına yakın bir yerde bulunan DURA-EURO-POS yazıtı Hunların III. yy. ortalarında başlarında Kapgan, Topçak, Tarkan Bey, Kubrat ve Kurtak gibi komutanlarla Doğu Anadolu'ya, indiklerini kanıtlamaktadır. Hunların ikinci Anadolu seferi ise 395te gerçekleşmiştir. Azerbeycan üzerinden Doğu Anadolu'ya inmişler ve buradan Antakya, Urfa, Sufu kuşatarak Kudüs yakınlarına kadar varmışlar, aynı yıl aynı yolla geri dönmüşlerdir. Komutanlarının isimleri ise Basık ve Kursıktır. 398 yılında Hunlar aynı bölgeye bir defa daha girip çıkmışlardır. 451 yılında Azerbeycan'da Mugan'ın güneyine yerleşerek burada Balasagan isimli bir şehir kuran Akhunlar Kuzey Doğu Anadolu'ya sürekli girip çıkmışlardır. Arap kaynakları bu Akhunları "Ekrad-ı Bilasagun" olarak tanımlamışlardır. Ekrad kelimesini iki anlamdan biri "Kürtler" diğeri "konar göçerlerdir". Kelimenin ikinci anlamını bilmeyen bazı araştırmacılar Akhunları Kürt olarak tanımlamışlardır.8

    Bugün Anadolu'daki HUN köylerinin mevcudiyeti, Hunların buralara asırlar önce yerleştiklerinin kanıtıdırlar. Erzincan Lardusu'daki HUNLAR, Elazığ Palu'daki HUN, Bingöl Solhan'daki HUN, Muş merkezdeki HUNAN, Artvin Yusufeli'ndeki HUN GİMEK isimli köyler bu kanıtın örnekleridir.

    __________
    Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, sf. 54, 55.


    Ağaçeriler 466 yılında Avrupa Hunlanna bağlı Ağaçeri Türk boyu Azerbaycan yoluyla Doğu Anadolu'ya gelmiştir. Sasani kaynakları bunları Ak-katlar, Bizans kaynakları Akatzir olarak tanımlamaktadır. Ağaçerilerin bir bölümü Halep, Şam yörelerine kadar inmişlerdir. Kafkasya, Mezopotamya ve Doğu Anadolu'da güçlü bir devlet kurmuş Karakoyunlular içinde önemli bir boy olarak bu Ağaçeri kavmi de mevcuttur.9 Tunceli'nin Malazgirt ilçesine bağlı bir köyün ismi HA-ÇERİ (Ağaçeri) ve aynı ilçeye bağlı diğer iki köyden birinin adı HAÇERİSÜFLA diğerinin adı ise HAÇERİ ÜLYA isimlerini taşımaktadırlar. Sabirler-Hazarlar 558 yılında Azerbaycan üzerinden Doğu Anadolu'ya. gelenler arasında bugünkü Hazer denizine adım veren ve Hazar Türk devletinin kurucularından olan Sabir (savar, suvar, sibir) Türkleri de mevcuttur.10 Anadolu'da SABIR-SUVAR, HAZAR ve bu kelimelerin dönüşmüş şekillerini isim olarak almış pek çok köy mevcuttur. Bunlara ilaveten, KUMAN, KIPÇAK, Türklerinin bir boyu olan YİLAN (İLAN) ve BAŞKURT Türklerinin isimleriyle kurulmuş çok sayıda köy mevcuttur. Bu isimler bu Türklerin Anadolu'da Oğuzlardan çok önceleri yerleşimlerinin kanıtlarıdır. SUVAR; Bitlis merkez, Van Erciş, Erzurum Oltu'da, ZUVAR Artvin Yusufeli'nde, SAYBIR Artvin Hers köyünde, SUVARU Adıyaman Besni'de, ZUVAR Konya Beşiri'de, SAER Muş Genç'te, ZAVERA Trabzon Maçka'da, SIVAR İsparta Şarki karağaç'ta, ZIVIR KEBİR, STVIR SAĞIR, Elazığ Palu'da, ZİVİR Diyarbakır Osmaniye'de, SEVİR Sivas Divrik'te, SUARA Artvin Ardanuç'ta, SAMIRHEV Artvin Borçka'da köy isimleridir.

    ______________
    Age., sf. 55, 56.

    KAZAR Doğubeyazıt'ta, HAZAR Adapazır merkezde, HAZARI Tunceli Çemişgezek'te, HAZAR(IK) Elazığ Maden'de, HAZARI Van Merkezde, HAZAR(AN) Siirt Eruh'ta, HAZAR Kastamonu Cide'de, HOZARLIK Kastamonu Tosya'da, HAZAR/KUZEN, HAZAR OZAN Trabzon Of ta, HA-ZER, Trabzon Sürmene'de köy HAZAR Elazığ Maden'de, Bucak isimleridir. Bunlara ilaveten KUMAN, KİMEK, KIPÇAK Türk köylerinin isimlerini taşıyan birçok köy de mevcuttur. Diyarbakır Silvan'da GOMAN-TAHTANİ, Elazığ Mazgirt'te KOMAN, Siirt Garzan'da COMANI Tokat merkezde KUMAN (AT), Gire-sun Alucra'da KUMAN, Malatya Pötürge ve Erzincan Kiğı'de KIMER, Erzincan KEMAH, Bitlis, Kastamonu, Kars Arpaçay, Ordu Ünye'de muhtarlıklar olarak KEMAH, Sivas Hafik'te KIPÇAK.

    Eskişehir merkezde BAŞKURT, Erzurum merkezde BAŞKURT DERE, Seyhan Karaisalı'da BAŞKIRT; Muş merkez, Erzurum Hasankale, Doğubeyazıt Karaköse, Elazığ Ovacık, Mazgirt, Tunceli Pertek'de KANLI, Kars merkez, Sinop Boyabat, Tekirdağ Malkara, Kastamonu Taşköprü, Kars Arpaçay, Gaziantep Kilis, Ankara Kızılcahamam, Kalecik, Urfa, Birecik, Çankırı İlgaz, Muş Varto, İsparta Eğridir'de YILANLI, Trabzon Akçaabat'ta İLAN (OS), Zonguldak Safranbolu'da YILANLAR hep Türk yerleşimlerinin kanıtları olan köy isimleridir.

    Doğu Anadolu'daki 7 yüzyıl ve öncesi Türk varlığının önemli bir kanıtı 7. yüzyılda yaşamış Ermeni Tarihçisi Moisey Kagankatvas’nın yazdığı "Ağvan Tarihindir. Yazar bölge halkının Türklüğünü gösteren birçok bilgi verirken şöyle yazmıştır. "Bu topluluklar uzun saçlı, mahir ok atan kimseler olup, taştan koç, at vb. gibi heykeller yontmakta da oldukça usta idiler. İlahlarına da Khan-Tengri (Han Tanrı) derlerdi" Moisey'in bu toplulukları anlatırken değindiği tüm öğeler Türklüğe aittir."
    Buraya kadar aktarılan bütün veri ve tesbitler göstermektedir ki DOĞU ANADOLU "YERLİ UNSUR" OLARAK DİĞER BÖLGELERDEN ÇOK DAHA TÜRKTÜR. KÜRTLERİN KÖKENİNİ VE ÖZELLİKLE "BUGÜNKÜ TABAKASINI" ARAŞTIRANLARIN 2600-3000-4000 YIL ÖNCE TARİH SAHNESİNDEN ÇEKİLMİŞ KAVİMLERİ ''KARIŞIM" UNSURLARI OLARAK ZİKREDERKEN, BU BÖLGEDEKİ "KÖKLÜ" VARLIKLARINI YÜZLERCE YIL VE BUGÜNE KADAR DA SÜRDÜRMÜŞ TÜRK UNSURU DIŞLAMALARINI ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR

    Tarihi verilere dayanılarak, Anadolu'daki Selçuklar öncesi "Türk unsur" mevcudiyetine bir başka örnek Bizans döneminde Anadolu'ya yerleştirilmiş Türk Peçende, Uz, Kuman, Bulgar topluluklardır. Selçuklular ve Osmanlılar Batıya yayıldıklarında bu Türklerle karşılaşmışlardır. Batı kaynakları da Alpaslan'la karşılaşan Roma İmparatoru Roman Diogen'in 200.000 kişilik ordusunda önemli bir grup olarak Uzlar (Oğuz) ve Pecenekler'den Obecene, 24 Oğuz boyundan biri) bahsetmektedir. Selçuklu kaynaklarında da 1071 Malazgirt savaşının kazanılmasında Roma ordusundaki Uzların ve Peçeneklerin soydaşları Türklerin tarafına geçmesinin önemine değinilmektedir.

    Romalıların Türk grupları Muğla, Manisa, Tarsus, Misis, Antakya, Adana, Kilikya yörelerine iskan ettikleri de bilinmektedir.

  5. #15
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    118
    Rep Puanı
    49

    Standart Cevap: Türkiye'nin Etnik Yapısı

    Abbasiler Dönemi

    Anadolu ve Azerbaycan'daki Arap istilaları dönemi bu bölgelere Arap ve Türk unsurların yerleştiği bir dönemdir. Bu dönem Hz. Ömer'in 637'de Güneydoğu'ya dayanan Arap ordularının Emeviler ve Abbasiler döneminde Güneydoğu, Doğu Anadolu, Klikya'yı daha sonra Azerbaycan'ı işgallerine kadar sürmüştür. Romalılar Anadolu'daki bölgelerin bir kısmını geçici olarak ancak 900Terde geri alabilmişlerdir. Doğu Anadolu'nun büyük bir bölümü Erzurum dahil olmak üzere daha halife Hz. Osman zamanında (644-656) fethedilmiştir. Abbasiler dönemine gelindiğinde İslam-Bizans mücadelesinin kilit noktalan olan "Sugur" adı verilen "uç" vilayetler olan Adana, Misis, Maraş, Malatya, Ahlat hattı Erzurum dahil olmak üzere Arapların elindeydi. Anadolu'da 300yıl süren Arap Bizans çekişmesi fevkalade önemli sonuçlar doğurmuştur. Araplar bu bölgelere egemen olabilmek ve egemenliklerini sürdürebilmek için işgal ettikleri yörelere büyük çoğunlukla Türkleri iskan etmişlerdir. Buralarda gerek "savunma" gerekse "sefer" halinde dayanabilecekleri "askeri" garnizonları da kurmuşlardır. Özellikle Abbasiler döneminde gönderilen ordular ve "sugur"lara yerleştirilen askerler çoğunluk olarak Türklerdir. Esasen daha 753 yılında Emevileri yıkarken Abbasilerin dayandığı güçlerden biri Türklerdi. Bu Türklerin daha 753 yılı öncesi Irak'a geldiklerini göstermektedir. Abbasiler döneminde Türk nüfus, Türk askeri gücü öylesine yoğunlaşmıştır ki Abbasiler Türkler için özel bir şehir -Samarra-kurmuşlardır. Bizansla 300 yıllık çekişmeleri sırasında Abbasiler gerek "yerleşik ordular" gerekse halk olarak Anadolu'ya büyük Türk toplulukları iskan etmiştir. Askeri garnizonlar sadece askerlerden değil onların ailelerinden oluşmuştur.

    Abbasilerin özellikle Anadolu'nun fethi ve Azerbaycan'daki isyanları bastırmak için ordularının başında görevlendirdikleri ünlü Türk komutanlardan birkaçı şunlardır: Ebu Süleym Ferec el Hadim et-TURKÎ, Muhammed b. SÜL, EL AFŞİN Haydar b. Kam, Ebu's Sac, Mübarek et TURKİ, Zirek et TURKİ, BOĞA el-Kebir.12 Hilmi Göktürk Türk Mührü isimli eserinde H. Fehmi Turgal ve Prof. Dr. M Fuat Köprülüye dayanarak ve pek çok belge zikrederek 760-925yılları, Anadolu'daki Türk yerleşimine ilişkin şu değerli bilgileri vermektedir.

    "Mesudi de bir rivayetinde Malazgirt savaşından iki asır önce, Tarsus gemileriyle bir kısım VOLGA TÜRKLERİNİN Tarsus kıyılarına çıkarak o taraflarda yerleştiklerinden bahseder (10). Nureddini Şehidin babası İmadüddin Zengi'de Oğuzların bir kolu olan YIVATarı Suriye sınırlarında yerleştirmişti. Dahası Abbasi Devletinin Sultanlarından MUTA-SIM'ın, gerek Amuriyum ve gerekse Ankara üzerine göndermiş olduğu "büyük ordu, kumandanlarından son neferine kadar Türklerden meydana getirilmişti. Çok eski tarihlerden beri, Şimali Suriye ve Klikya havalisi de gayet kesif Türkmen kuleleriyle kaplıydı; "kezalik miladi 722'de çıkan bir kargaşalığı bastırmak için, bu havaliye Suriye'den gelen OTUZBİN kişilik ordu Türklerden mürekkepti." Miladi 760'da, Abbasilerin bu havalinin asayişiyle vazifelendirdiği bu ordunun da hemen hemen tamamı Türklerden teşekkül ettirilmişti. Diğer taraftan Bizans İmparatorlarından Aleksi Kommenos'un Muğla'ya, Andronikos'un Manisa'ya çok sayıda TÜRK OYMAKLARINI yerleştirdiklerini de biliyoruz. Binaenaleyh, daha birçok Bizans İmparatorlarının Türk kollarından 12 Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu, Prof. Dr. Baheddin Ögel, Prof. Dr. H. Dursun Yıldız, Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Prof. Dr. Mehmet Eröz, Prof. Dr. Bayram Kodaman, Prof. Dr. Abdûlhaluk M. Çay, "Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu" sf. 4, 5.

    BULGARLARI, HAZARLARI, AYARLARI, PEÇENEKLERİ, KUMANLARI, UZLARI kesif kitleler halinde Anadolu'nun muhtelif yerlerine yerleştirdikleri bilinen hususlar arasındadır. Hele Bizans ve Arap hudut boyları kesif Türk kuleleriyle kaplıydı. Çünkü sık sık Arap ve Bizans mücadeleleri "her iki tarafı da hudut boylarına savaşçı Türkleri yerleştirmeye mecbur etmişti. (12)" (sf. 9) Hilmi Göktürk, aynı eserinde, birçok kaynağa yer vererek, Antakya, Adana, Klikya havalisinin Oğuzlar öncesinde ne denli Türkleştiğini belgelerle ortaya koymaktadır. "Abbasi Devletinin Sultanlarından Mustasım zamanında gerek Amuriyum ve gerekse Ankara üzerine gönderilen ordunun tamamı da Türklerden meydana getirilmişti. Eski tarihlerden beri, Şimali Suriye ve Klikya havalisi de gayet kesil Türkmen kuleleriyle kaplıydı. HALEP SALNAMELERİ üzerinde kıymetli araştırma-lar yapan Sayın H. Fehmi Turgal da bu gerçeği ortaya koymuş ve hatta bu salnamelerde H. 1290'dan 1310 yılına kadar olanlarının Antakya ahalisinden bahsettiğini ve Antakya Müslümanları ile Ermerdlerinin Türkçe konuştuğu hususunda bir kaydın da mevcud olduğunu görmüş ve bu itibarla haklı olarak, bu hususa temas eden müellifimizin belirttiği gibi, "Değil Halep'te, o zamanlar İstanbul'da bile Türkçülük bir günah, milliyetçilik bir küfür sayılırken hiçbir iddia gözetmeyerek Halep salnamelerine yazılan bu gerçek ancak intakı hak tabiriyle ifade edilebilir. Çünkü gerek Müslüman Türkler, gerek Gregoryen Türkler ancak Türkçe konuşabilirdi." (68) Ana lisanlarının Türkçe olduğunu gördüğümüz bu cemaat da eski Türkmenlerin birer kalıntılarından başka bir şey değildir. Daha doğrusu Hıristiyan olmalarından ötürü, bu Türklere de Ermeni gözüyle bakılmıştır. Buna imkan yok ama, şayet ana lisanları Türkçe olan bu Türkmenleri Ermeni olarak kabul etse dahi "daha Küçük-Ermenistan krallığının yıkılmasından önce, Şimali Suriye ve Kilikya havalisi gayet kesif Türkmen kuleleriyle kaplanmış bulunuyordu ki bunların büyük bir kısmı daha o sahada Ermeni Devleti teşekkül etmeden, hatta Ermeniler oraya ayak basmadan önce gelip yerleşmişlerdi. Tafsilat için IBN-İ BATUTA'nın ilk cildinde bu havali hakkında verilen izahlara, (Cihan Nüma'ya, sf. 593) velbn Ba-tuta'dan hemen bir sonra o yerlerden geçmiş olan BERTRAN-DON de la BROÇUİERE ve XVII. asra ait EVLİYA ÇELEBİ'nin verdiği kıymetli malumata bakınız. Eldeki tarihi ve coğrafi vesikalar bu meseleyi layıkıyla aydınlatmaya kafidir." (59) Mesudi de bir rivayetinde Malazgirt Savaşından iki asır önce Tarsus gemileriyle bir kısım VOLGA TÜRKLERİNİN Tarsus kıyılarına çıkarak, o taraflarda yerleştiklerinden bahseder. Hatta Nureddini Şehidin babası İmadüddin ZENGİ'de Oğuzların bir kolu olan YTVA'ları Suriye sınırlarında yerleşmişti. Şayet daha eski tarihlere inecek olursak, "miladi 722'de çıkan bir kargaşalığı başarmak için, bu havaliye Suriye'den gelen OTUZBİN kişilik" ordunun tamamı Türklerden mürekkep olduğu gibi, miladı 760'da, Abbasiler'in bu havalinin asayişiyle vazifelendirdiği bu ordunun hemen hemen tamamı yine Türklerden teşekkül ettirilmişti. Bu mühim hususları büyük ilim adamı merhum PROF. DR. M. FUAD KÖPRÜLÜ'nün kaleminden takip edelim.

    "Abbasiler zamanında Klikya'ya gelen İslam muhacirleri arasında, Türkler, orada kesif kitle teşkil ediyorlardı. Milli bir ananelerine riayetle, eski SARUS ve PİRAMUS'a Türkistan'daki ŞEYHLİN ve CEYHUN adlarını veren bunlardır. İslam sınırının bekçiliği vazifesini gören ve TARSUS'u merkez ittihaz eden İslam emirleri arasında EBU SÜLEYMAN-AL TURKİ gibi birtakım Türkler de yetişmiş, hatta içlerinde sikke başaranlar bile olmuştur. Bu saha Nikefor Fokas tarafından zapt olunduktan sonra da (M. 962-965), memleketin sarp köşelerinde Türk kitlelerine
    tesadüf olunuyordu. Selçuklu istilası buralara tekrar kuvvetli Türk kitleleri gelmesini ve Şimali Suriye ile beraber bu sahanın da son derece gelişmesini intaç etti.
    (Tafsilat için Taberi, Mes'üdi, İbn Havkal gibi eski Arap tarihçisi ve coğrafyacıları ile Schlumberger'in Un Empereur Byzantin adlı eserine ve bilhassa Ramazanoğlu'nun EbiAmr Osman b. Abdullah b. İbrahkn-al Tar-susi'nin Siyerü's-Sugur (Katib Çelebi, Keşfü'z-Zünün, c. 1. sf. 481)'una dayanarak yazdığı La Provinci Dadana (Constantinople, 1920)'sına bakınız. G. Le Strange, The Lands ofthe Eastern Caliphate (1905, chap, vl) adlı mühim eseriyle, Ramseyin Küçük-Asya Tarihi Coğrafyasına ve Lebeau'nun Bizans Tarihi'ne de müracaat olunabilir.) Sonraları doğrudan doğruya Anadolu Selçukluları'nın hakimiyeti altına veya metbu'iyyetine geçen bu sahada Ehl-i Salip (Haçlılar), kesif Türk Kitlelerine tesadüf ettiler (Albet d'Axie, Ehl-i Salip Müverrihleri Külliyatı, c. TV, sf. 342-354; Michaud) Türklerin bu sahadaki ESKİLİKLERİNİ ve ÇOKLUKLARINI ERMENİ TARİHÇİLERİ BİLE İNKAR EDEMİYORLAR (Alichan, Sissouan. p. 42)" (70)" (sf. 31-32).

    Arap fütuhatları Anadolu'da 9. yy. başlarında daha Selçuklular gelmeden önce Türk yerleşimine neden olmanın dışında, Anadolu'nun etnik yapısında bir başka değişikliğe daha sebep olmuştur.

    300 yıl süren Bizans, Arap mücadelesi, savaşlar halkın geçim kaynağı olan tarım ve ticareti geriletmiş, halkı yoksullaştırmıştır. Yerli halk bölgelerini terketmiş, Anadolu ıssızlaşmıştır. Özellikle Arapların işgal ettiği bölgelerden kaçmıştır. Dolayısıyla 11. yy.'dan itibaren dalgalar halinde Anadolu'ya gelen Oğuz boyları ve diğer Türk grupları ciddi bir direnişle karşılaşmadıkları gibi zaman içinde Anadolu'da "çoğunluğu" sağlamışlardır.

  6. #16
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    118
    Rep Puanı
    49

    Standart Cevap: Türkiye'nin Etnik Yapısı

    Selçuklular Dönemi

    Göktürkler'den ayrılarak Batı'ya doğru göç eden Oğuzlar 1040 Dandanakan savaşıyla Türk Gazneli Devletini yıkarak Büyük Selçuklu İmparatorluğunun temelini atmışlardı. Selçuklular bu tarihten itibaren Anadolu'ya girip çıkmışlar ve bölgeyi keşfetmişlerdir. 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu'ya girmişler ve ilk yerleşimi başlamıştır, yılında Sultan Sancar’ın ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devleti kurulmuştur. Bu yeni bir devlet olmaktan çok Büyük Selçuklu devletinin yeni bir dönemidir.

    Selçuklular tarihte 5 grup olarak incelenir; 1. Büyük Selçuklular (Horasan Selçukluları) 2. Anadolu Selçukluları 3. Irak Selçukluları 4. Şam Selçukluları (Suriye) 5. Kuman Selçukluları. Büyük Selçuklular 1071'de Anadolu'ya girmiş, Oğuzların Anadolu'ya yoğun yerleşimi ise Anadolu Selçukluları döneminde gerçekleşmiştir. (1077-1302)

    Bu arada 1220li yıllardaki Moğol istilaları sonucu çok kalabalık Türk kitleler Anadolu'ya ikinci bir dalga olarak gelmişlerdir.

    Ayrıca 1243 yılında Sultan II. Keyhüsrevi Kösedağ'da yenerek Anadolu Selçuklu Devletini kukla haline getiren Moğollarla birlikte büyük Türk toplulukları Anadolu'da yerleşmiştir. Moğol ordularının önemli kısmı Türklerden oluşmaktaydı.

    Anadolu'nun Türkleşmesindeki dönüm noktalarından biri Bizansa karşı 1176 yılında 27. Kılıçaslan tarafından kazanılan Karamukbeli/Myriokefolan zaferidir. Yurt peşinde koşan Oğuzlar Anadolu'ya öylesine kararlı bir şekilde girmişlerdir ki, yeni vatanları için her şeylerini ortaya koymuşlar, Anadolu'ya sahip olabilmek için dişleriyle tırnaklarıyla mücadele vermişlerdir.

    Büyük devletler kurarak, deneyimli bir topluluk olarak Anadolu'ya gelen Oğuzlar özellikle atlı, kıvrak askeri bir güç olarak Bizanslıları adeta felç etmişlerdir.

    Hantal güçlerden oluşan Bizans orduları, sığındıkları kale ve burçlardan Oğuzların gelişlerini adeta seyretmişlerdir. Bizans ordularını oluşturan yerli halk Oğuzların üstünlüğünü görünce Batı'ya ve Güney'e göç etmeye başlamış ya da Selçuklulara sığınmıştır.

    Bizans özellikle "Rum" nüfusu sistemli olarak İzmit, İstanbul ve Trakya'ya göndermiştir.

    300 yıl süren Arap-Bizans savaşlarında tarım, ticaret imkanı kalmayan halk, bir de Moğolların kendilerine hayat hakkı tanımayan vahşeti karşısında çareyi göçte ve kaçmakta buluyordu.

    Selçuklulara karşı ordu kurmakta "yerli" halk unsurundan yoksun kalan Bizans sürekli yenilgilerle gerilemekteydi.

    Oğuzlar Anadolu'ya geldiklerinden, Anadolu'nun etnik yapısı da homojen değildi.

    Oğuzlar Anadolu'ya geldiklerinde kendilerine karşı koyan topluluklar Bizans egemenliğindeki Rumlar, Ermeniler ve Süryaniler idi.

    Burada, bugünkü Türk halkının, çeşitli unsurların ve bu arada İslamı kabul ederek Türkleşmiş Rumların oluşturduğu "varsayımını" ileri süren bazı araştırmacıların iddialarının büyük bir yanılgı olduğuna da değinmek gerekir. Birincisi, özellikle Rum nüfus Anadolu'dan hızla çekilmiştir. Ekincisi Selçuklu'ya sığman azınlıklar Türklerle karışmamışlardır. Bu gerçeğin görgü tanığı Arap gezgini İbn-iBatu-ta'dır. Ibn-i Batu'ta Anadolu'da gezdiği şehir halkıyla ilgili açık bilgiler vermiştir. Ziyaret ettiği şehirlerde Türklerin, Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin her birinin "ayrı ayrı" mahallelerde oturduklarını ve Rumların az olduklarım belirtmiştir. Evliya Çelebi de aynı tespitlerde bulunmuştur. Ayrıca, Sir William Ramsey Rum'hıkla ilgili bir gerçeği de dile getirir. Anadolu Rumluğu DİN üzerine yerleştirilmiş bir millettir. DOĞRUDAN DOĞRUYA BİR MİLLET DEĞİLDİR. Grekler ancak Ortadoks kilisesinin sayesinde bir araya gelebildiler. ANADOLU'DA MİLLİYET VE MİLLET MANASINDA RUMLUK YOKTUR. (Hilmi Göktürk, Türk Mührü, sf. 44) Anadolu Rumlarının Grekliği Prof. Manfred Kroanan'ın 1998 yılında Truva kazılarındaki bulgularıyla artık iyice tartışmalı bir hale gelmiştir. Bulgular Truvalı'ların Grek olmadığını, dillerinin bir Anadolu dili olan Luvi'ce olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Ayrıca, Truva'da yaşayan topluluklardan birinin adının Türgiş olması da ilginçtir.

    Anadolu'da Oğuz yerleşimini ayrıntılı olarak incelemiş olan C. Cahen'in pek çok kitapta yer alan aşağıdaki tespitleri birçok soruyu aydınlatmaktadır. "XI. yüzyıldaki Küçük-Asya'nın antik çağdakine benzemediğini hatırlatmakta yarar var... Her şeyden önce iki husus iyice belirtilmelidir. Zayıf nüfus yoğunluğu ve halkın bir kısmının yeni menşei, unsurlarından pek çoğunun YUNANLILAŞMAMIŞ olması, Küçük-Asya'nın çevresindeki vadiler, özellikle, bir tarafta Ege'ye doğru, diğer taraftan Ermenistan'da gayet kalabalık iseler de, Orta bölgenin yan çöl iklimli yaylaları seyrek bir nüfus veya sadece nüfusun yoğunlaştığı birkaç noktadan ibaretti. Antik çağ sonunda kazanılmış olan halk zirai çalışmalar ve sulama işlerinde çalışmaya alışmış olduklarından çalışmalarına engel olacak istila hareketlerinde özel bir nazik duruma sahiptir. Halbuki bundan daha beteri başlarına gelmişti. Arap istilası bir fetih ile sonuçlanmamış Bizans ise bunları tamamen geri atamamıştı. Ülke üçyüzyıl boyunca akınlara ve karşı-akınlara maruz kalmıştı. Halkın bu durumdan son derece fazla acı çektiğini tahmin etmek hiç de zor değildir. ÜSTELİK BİZANS, YUKARI HRAT TARAFLARINI BOŞALTARAK BÖLGENİN AHALİSİNİ (Kİ BUNLAR HIRİSTİYAN TARİKATINA MENSUP OLAN PAULİCİENLER'DİR) SİSTEMLİ BİR ŞEKİLDE TRAKYA'YA SÜRÜYORDU. Cezire'nin Monofizislier'i Malatya bölgesine yerleşmişlerdi... Daha sonra Ermeniler, kalabalık bir şekilde ülkelerini terkederken Kapadokya, Kilikya, Antakya ve Urfa taraflarına göç etmişlerdi."13

    Aynı yazar, Anadolu'da önemli bir nüfus yoğunluğunun olmadığını bu şekilde açıkladıktan sonra, mevcut nüfusun bir bütünlük arzetmediğine, Rumların şehirlere yerleşmiş küçük bir azınlık olduğuna ve Rumlarla Ermenilerin arasında devamlı bir çekişmenin mevcudiyetine işaret eder.14 İbn-i Batuta ve Evliya Çelebi'nin tespitleri de bu yöndedir. Age., sf. 6, 7 (C. Cahen, Le Probleme Ethnique en Anatolia, sf. 352, 353).
    "'Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliğiyle önemli kılarız.' (Carl Sagan)"

    Asırlar öncesi durum bu olduğu gibi 14. asra gelindiğinde bölgeyi gezen bütün batılı seyyahlar, elçiler Doğu Anadolu'yu Türkomania -Türk ili- olarak tanımlamışlardır. Ünlü İtalyan gezgin- Marco Polo bunlardan biridir. Daha somaları da Doğu Anadolu'ya Türk ili denilmeye devam edilmiştir. Klavio, J. Barbaro gibi diplomatlar da bu tanımı kullananlardır. 17. 18. yüzyülarda bile batılılarca yayınlanan coğrafya eserlerinde Doğu Anadolu Türkomania -Türk ili- olarak geçer. J. Garasset et Sauveur ve W. Gutrihe'nin eserlerinde,15 yazarı bilinmeyen Neuste Reisebeschreibung adlı eserde tanım aynıdır. 17. yüzyılda Bingöl'ü gezen Evliya Çelebi buradaki Türkmen aşiretleri saysak bir kitap olur demiştir.16 Anadolu'nun ne denli yoğun bir şekilde Türkleştiğinin en önemli kanıtlan, Selçuklular ve Osmanlılar'ın ilk dönemlerinde kurulmuş beyliklerdir.

    1. Yukarı Fırat’ta Saltuklar (1072-1202) Erzurum, Bayburt, Tercan, İspir, Oltu.
    2. Aşağı Fırat’ta Mengücekler (1080-1228) Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar.
    3. Bitlis ve Erzen'de Dilmaçoğulları (1084-1393)
    4. Van Bölgesinde Sökmenliler (Ahlatşahlar) (1110-1207) Malazgirt, Ahlat, Erciş, Adücevaz, Eleşkirt, Van, Tatvan, Süvan ve Muş.
    5. Diyarbakır'da Ymal Oğulları (1098-1183)
    6. Harput’ta Çubukoğulları (1085-1113) Harput, Palu, Çemişkezek, Arabgir. Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu, Prof. Dr. Baheddin Ögel, Prof. Dr. H. Dursun Yıldız, Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Prof. Dr. Mehmet Eröz, Prof. Dr. Bayram Kodaman, Prof. Dr. Abdûlhaluk M. Çay, "Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu" sf. 46, 47. Evliya Çelebi, Seyahatname, cilt 4, sf. 233 (Zuhuri Danışman).
    7. Arttıklar (12-15 yy.) Doğu ve Güneydoğu Anadolu; Harput, Palu, Sürt, Diyarbakır, Harran, Halep, Süvan, Malatya, Hani, Mardin, Hasankeyf.
    8. Karakoyunlu Türkmen devleti (1365-1496) Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Kafkasya, kısmen İran, Irak ve Herat.
    9. Akkoyunlu Türkmen devleti (1469-1508) Karakoyunlu bölgeleri.
    10. Danişmend Oğullan (1097-1178) Bayburt, Kayseri, Sivas, Maraş, Elbistan, Ankara, Çankırı, Çorum, Amasya, Tokat bir ara Ünye, Bafra.
    11. İnai Oğulları (1095-1195) Diyarbakır, Harput kısmen Tunceli.
    12. Çobanoğulları; Kastamonu ve çevresi.
    13. Çaka Bey; İzmir ve çevre adaları.

    Son ikisi dışında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yerleşik olarak hüküm sürmüş bu beylik ve devletlerin Türkmen halkı 900 yılı aşkın bir süre içinde önemli ölçüde Kürtleşmişlerdir.

    Bu bölgelerde bugün Kürt olarak tanımlanan halkın ataları arasında Kürtleşmiş olan bu Türkler de mevcuttur.
    "'Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliğiyle önemli kılarız.' (Carl Sagan)"

  7. #17
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    118
    Rep Puanı
    49

    Standart Cevap: Türkiye'nin Etnik Yapısı

    Osmanlıların ilk dönemlerinden başlayarak uzun bir süre Anadolu'yu denetleyen beylikler ise şunlardır:
    1. Karamanoğulları; Konya
    2. İnançoğulları; Denizli
    3. Saruhanoğulları; Manisa
    4. Aydınoğulları; Birgi, Keleş, Ayasluğ, Bodemya, Sultan-hisar, Sard, Güzelhisar, Tire, Alaşehir ve kısmen İzmir.
    5. Candaroğulları; Kastamonu, Sinop, Safranbolu, Taraklı-borlu, Çankırı, Kalecik, Samsun.
    6. Germiyanoğulları; Kütahya, Tavşanlı, Gediz, Eğriöz, Simav, Eşme, Kula, Sirke, Selendi.
    7. Hamidoğulları; Antalya, Teke ili.
    8. Ramazanoğullan; Çukurova.
    9. Dulkadiroğulları; Maraş, Elbistan.
    10. Ertene/Eratna; Sivas, Kayseri.

    Özet olarak; Anadolu'daki Türk varlığının derinliğinin M.Ö. 2000 yılına uzandığını düşündüren fevkalade önemli veriler mevcuttur. Türkler Oğuz'lardan 800 ile 900 yıl önce Hun, Ağaçeri, Sabir olarak Anadolu'ya girmişlerdir. Romalıların Uz, Peçenek, Kuman, Kıpçak, Ağaçeri, Bulgar gibi Türk unsurları Anadolu'da iskan ettikleri bilinmektedir. Özellikle 8 ve 9. yüzyıllarda 9. yüzyıllarda Arap fetihleri sırasında "sugur"lar olan Erzurum, Malatya, Maraş, Ahlat, Tarsus, Misis, Antakya, Adana hattına büyük Türk gruplar yerleştirilmiştir. 1071 Malazgirt zaferi sonrası büyük bir güç olarak ve birkaç dalga halinde Anadolu'ya giren Oğuzların kurduğu Selçuklu devleti onu izleyen Osmanlı devleti dönemlerinde daha 15yy. gelmeden Anadolu Türkleşmiştir.
    Dolayısıyla Türkler, Anadolu'da 13. yüzyıldan bu yana egemen unsur olagelmişlerdir.

    Sonuç olarak, Anadolu'nun Türkleşmesi M.Ö. 2000 yılında başlayan 4000 yıllık tarihi bir derinliğe sahiptir. Böylesine uzun bir süreç Türklerin Anadolu'nun yerlisi olarak tanımı için yeterlidir.

    Ayrıca, Türkler, Batılıların maksatlı olarak empoze ettiği gibi "çok karışık" bir unsur da değillerdir. Oğuzlar Anadolu'ya geldiklerinde Bizans, Arap çekişmeleri döneminde özellikle Rum nüfusu Batıya çekmişti. Halk göç etmişti. Oğuzların geldiği dönemde de Rum nüfusun Trakya'ya kaydırılması sürmüştü. Ayrıca Rumların Hristiyan Oğuzların Müslüman olmaları karışımı engellemiştir. Seyyahların da belirttiği gibi farklı din grupları farklı mahallelerde oturmaktaydılar.

    Diğer yandan 13. yy.'dan buyana Türklerin önemli bir grubunu oluşturan Aleviler inançları gereği 700yıl boyunca dışarıya kız vermemiş, dışarıdan kız almamışlardır. Aleviliğin Alevi aileden doğma şartına bağlı olduğu da düşünüldüğünde Türklerin Anadolu'daki en az karışık unsur oldukları gerçektir. Türkmen kökenli Nusayrilerde 1100 yıl dışarı kız alıp vermemişlerdir. Dolayısıyla, Türkiye halkının "çok karışık" olduğu iddiası, Batılıların, ulusal kimliği zayıflatmak armayla, aydın kesime, kamuoyu oluşturmada etkin yazarlara, gazete medya mensuplarına, eğitimcilere, siyasetçilere çok incelikle empoze ettiği fevkalade sakıncalı yanlış bir kabuldür. Dünyada ırki anlamda saf olan hiçbir toplum yoktur. Onbinlerce yıllık insanlık tarihinde kimlerin ne zaman kimlerle karıştığım bilmek de mümkün değildir. Bugün antropoloji bilimi bütün teknolojik, bilimsel gelişmelere rağmen insanları ırki olarak tasnif edilemeyeceği gerçeğini kabul etmiştir. Ancak, bugün mevcut ulus devletleri oluşturan toplumlar için bugünkü "etnik kimlik tanımlarıyla karşılaştırılabilir'' ölçütler mevcuttur. Türk halkının yaklaşık % 65'i, akrabaları arasında dahi, Türklük dışında ırki bir kökeni reddetmektedir. Önemli olan bunun doğruluğu ya da yanlışlığı değildir. Halk kendi ailesini, atalarını böyle bilmekte, böyle kabul etmektedir. Hiç kimsenin kendi kökeni konusundaki inancını başkasının belirlemeye hakkı olmadığı gibi, insanların tek tek kökenini belirleme imkanı da yoktur. Kaldı ki, bugün, Türk halkı kendi iradi kabulüyle % 95 gibi bir çoğunlukla Türk kimliğini benimsemekte, Türküm demektedir. Asıl önemli olan da budur.

    TURCHİA ve TÜRK

    Bilimadamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyanca'dan geldiğini kabul ederler. Prof. Dr. İlber Ortaylı bir makalesinde Cenovalı ve Venedikli tüccarların ve diplomatlarını 12. yüzyılda ülkemizi Turchia ve Turcmenia olarak tanımladıklarını belirtir. Prof. Dr. Abdûlhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der "Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil / Volga nehrinden orta Avrupaya kadar uzanan saha için kullanılrruştır"1 Bu kullanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kaanlığı için Doğu Türkiyesi, Arpad hanedanın kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir.2 Burada önemli olan husus, Batılıların, Turkhia (Türkiye) halkına hiçbir zaman Türkiyeli demeyip, Türk (Turc) demeleridir. Kısacası, Türkler isimlerini ülkeden değil, ülke ismini Türklerden almıştır.

    12. yüzyıldan itibaren, Avrupalıların Anadolu'nun Türk'lerle meskûn olduğunu ve bu ülkedeki Türklerin çokluğunu vurgulamak için bu bölgeyi Turcmenia, Turkomania (Türk ülkesi) olarak adlandırdıkları ve bu ülke halkım Türk (Turc) olarak tanımladıkları görülmektedir.3

    ________________
    Prof Dr. Abdûlhaluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, sf. 95. Age., sf. 93.
    Prof. Dr. Bahaeddin Öğel, Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız, Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Prof. Dr. Mehmet Eröz, Prof. Dr. Bayram Kodaman, Prof. Dr. Abdûlhaluk Çay, Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu, sf. 43,44, 45, 46.

    Anadolu'yu, Turkomania / Turchomania olarak tanımlayanlar arasında daha önce de belirtildiği gibi ünlü gezgin Marco Polo (13. yüzyıl) ve sonrasında, Klavio, J.Barbaro gibi diplomatlar da mevcuttur. Neuste Reisebeschreibung adlı eserde Erzurum ve Van yöresi de Turkomania-Türkmenistan olarak anılmaktadır.4

    Yabancılar, Türk kelimesinin M.Ö 1582 Çin kaynaklarında Tik / Tirk olarak tespitinden bu yana5 Türkleri daima soy mensubiyetiyle tanımlamışlardır.

    Dolayısıyla, bugünlerde bir takım çevrelerce Türk kelimesinin yerine getirilmesi istenen ve coğrafi mensubiyet ifade eden Türkiyeli tanımının hiçbir tarihi ve meşru bir dayanağı yoktur.

    Türk kelimesinin anlamı ise olgunluk (vakti) kemal ve kuvvetlidir. Türk kelimesinin Töre/Türe'den türediği iddia edilirse de bunun açık bir kanıtı mevcut değildir.

    Eski Uygur Türkçe'sinde Türk, güç, kuvvet anlamı da taşır.6

    Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyılda yazdığı ünlü eseri Divan-ü Lügat-it Türk'te, Türk kelimesinin vakit anlamına geldiği ve "bütün meyvelerin olgunlaştığı zamanın ortası" olduğu belirtilir ve şu örnekler verilir, "türk üzüm odi" = üzümün olgunluk vakti, "türk yiğit" = gençlik çağının ortası, "türk kuyaş odi" = gün ortası.7

    ________________
    4 Prof. Dr. Bahaeddin Öğel, Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız, Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Prof. Dr. Mehmet Eröz, Prof. Dr. Bayram Kodaman, Prof. Dr. Abdûlhaluk Çay, Türk milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu, sf. 43, 44, 45, 46.
    5 Hilmi Göktürk, Türk Mührü, sf. 4 (Prof. N. Namık Orkun, Edkinson ve De Groot'a atfen).
    6 Age., sf. 5, 6 (F.W. Müllere atfen).
    7 Kaşgarlı Mahmud, Divan-ü Lügat İt Türk, Cilt: I, sf. 353.
    Ord. Prof. Sadri Maksudi Arsal, Türk Tarihi ve Hukuk, cilt: 1, sf. 232, not 11. Hilmi Göktürk, Türk Mührü, sf. 6.

    Ord, Prof. Sadri Maksudi Arsal Türk sözünün kuvvet ve kemal (olgunluk) anlamına geldiğini belirtir.8

    İran (Acem) dilinde ise Türk güzel anlamında da kullanılır. Marcel Devik eserinde Acemlerin kadın olsun erkek olsun genç bir güzele Türk dediklerini belirtir.9

    Kısacası Batılıların haksız bir suçlamayla barbarlık timsali kuvvet olarak tanımladıkları Türk, hükmettiği coğrafyalarda sadece kuvvet değil aynı zamanda olgunluk ve güzellik sembolüdür.
    "'Dünyamızı sorularımızın cesareti ve yanıtlarımızın derinliğiyle önemli kılarız.' (Carl Sagan)"

  8. #18
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    118
    Rep Puanı
    49

    Standart Cevap: Türkiye'nin Etnik Yapısı

    KAŞGARLI MAHMUD

    Divan-ü Lügat İt Türk'den Örnekler

    Kaşgarlı Mahmud hakkında eseri Divan'da kendi verdiği kısa bilgi dışında başkaca bilgi yoktur.

    Bu kısa bilgiden babasının adının Hüseyin ve Barsgan şehrinden olduğu, kendisinin Kaşgar'da doğduğu anlaşılıyor.

    Kaşgarlı Mahmud, 2 kitap yazdığını söylüyor. Divan'ı dışında, yazdığı diğer kitabının adını "Kitab-ü Cevahir-in Nahvifi Lügat-it Türk" olarak bildiriyor. (Türkçe'nin nahiv kuralları, dilbilgisi) İkinci kitabı bugüne kadar ele geçmemiştir.

    Kaşgarlı, Divanı'nı 1072-1074 yılları arasında yazmış ve kitabını, dönemin Abbasi Halifesi, Ebûl Kasım Abdullah'a sunmuştur.

    Kaşgarlı Mahmud, Karahanlılar'ın güçlü döneminde, çok parlak bir bilgi çağında yetişmiş ve yaşamıştır.

    Kaşgarlı, büyük bir kültür adamı ve büyük bir dilbilimci, bir bilgin olarak tarihteki mümtaz yerini almıştır.

    Kaşgarlı Mahmud'un önsözünde ve Türk kelimesiyle ilgili bölümde, Türklükle ve Türklerle ilgili ifadeleri, O'nun müthiş bir özgüvene sahip, son derece vakur, onurlu, bilgili ve bilinçli bir Türk milliyetçisi olduğunu ortaya koymaktadır.

    Önsözünde, adeta meydan okuyarak, Türkçe'nin dönemin güçlü dili Arapça'dan hiçbir eksiği olmadığını, onunla "atbaşı" olduğunu vurguluyor (sf. 6) ve Türkçe ve Türklükle ilgili şu ifadeleri kullanıyor:

    _______________
    * Kaşgarlı Mahmud ile ilgili bilgiler ve birinci bölümdeki alıntılar Besim Atalay'ın Divan-ü Lügat İt Türk Tercemesi adlı eserinden alınmıştır. (Türk Dil Kurumu, 1939)


    "İmdi, bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyn, Hüseyn oğlu Mahmud der ki:
    "Tanrının devlet güneşini Türk burçlarında doğdurmuş olduğunu ve onların ve milkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm (O çağın "güneş batmaz imparatorluğu" demektir). Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne ilbay kıldı. Zamanımızın Hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerini idare yularını onların Türkler'in ellerine verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi; bu kimseleri, kötülerin -ayak takımının- şerrinden korudu. Okları dokunmaktan korunabilmek için, aklı olana düşen şey, bu adamların tuttuğu yolu tutmak oldu. Derdini dinletebilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleriyle konuşmaktan başka yol yoktur. Bir kimse kendi takımından ayrılıp ta onlara sığınacak olursa o takımın korkusundan kurtulur; bu adamla birlikte başkaları da sığınabilir."

    "Andiçerek söylüyorum, ben, Buhara' nın -sözüne güvenilir- imamlarının birinden -ve başkaca Nişaburlu bir imamdan işittim- ikisi de senetleriyle bildiriyorlar ki Yalavacımız (Hz. Muhammed) kıyamet belgelerini, âhir zaman karışıklıklarım ve Oğuz Türkleri'nin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada 'Türk dilini öğreniniz; çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik vardır' buyurmuştur." "Bu söz (hadis) doğru ise -sorgusu kendilerinin üzerine olsun- Türk dilini öğrenmek çok gerekli (vâcib) bir iş olur; yok, bu söz doru değilse, akd da bunu emreder, (sf. 4-5) Kaşgarlı, Türk kelimesinin anlamını açıkladığı sayfalarda Türk'ü, şöyle tanımlar:

    Türk : Tanrı yarlığayası Nuh’un oğlunun adıdır. Bu, Tanrının, Nuh oğlu Türkün oğullarına verdiği bir addır, (sf. 350) "Bize 'ad' olarak Türk adını Ulu Tanrı vermiştir'' dedik. Çünkü bize — Kaşgarlı Halef oğlu İmam Şey Hüseyn, ona da — denilen kimse, — denmekle tanınan —nün ahir zaman üzerine yazmış olduğu kitabında Ulu Yalavac'a (Peygambere) tanıkla varan bir hadisi yazmış; hadis şöyledir: — Yüce Tanrı 'Benim bir ordum vardır, ona "Türk" adı verdim", onları doğuda yerleştirdim. Bir ulusa kızarsam Türkleri, o ulusun başına musallat kılarım" diyor. İşte bu, Türkler için bütün nisanlara karşı bir üstünlüktür. Çünkü, Tanrı onlara ad vermeyi kendi üzerine almıştır; onları yeryüzünün en yüksek yerinde, havası en temiz ülkelerinde yerleştirmiş ve onlara 'Kendi Ordum' demiştir. Bununla beraber, Türklerde güzellik, sevimlilik, tatlılık, edep, büyükleri ağırlamak, sözünü yerine getirmek, sadelik, öğünmemek, yiğitlik, mertlik gibi öğülmeye değer, sayısız iyilikler görülmektedir. Nitekim şu parçada gelmiştir: — Kaçan korse arı Türk Budun arığa anırığ aydaçı Munğer tegir ulugluk Mundanaru keslinür "Onu Türk boyları görse, bu adam için büyüklük ve ululuk yaraşır ve ululuk bunda kesilir" der.

    Türk : Türk. Türk bu kelime hem müfret, hem cemi olak kullanılır. "Sen kimsin" anlamına olan — "kim sen" denir; buna — "Türkmen" diye cevap verilir "ben Türküm" demektir. — Türk süsi atlandı = Türk ordusu atlandı. Türk : Vakit anlamına gelen bir kelimedir. Bütün meyvaların olgunlaştığı zamanının ortasıdır. "— türk üzüm ödi = üzümün olgunluk vakti" "— türk ku-yaş ödi = gün ortası", "— türk yiğit = gençlik çağının ortası. (Olgun, kamil insan, atö) (age., sf. 350, 351, 352,353) Kaşgarlı Mahmud işte böylesine milliyetçi bir Türk Kocasıdır. A. Besim Atalay Çevirisinden Türkçe Örnekler

    Alp : Yiğit. Alp yağıda alçak çoğıda (yiğit düşman (karşısında) yumuşak huylu kişi savaşta belli olur) Alp Ertong-a öldi mü Alp (yiğit) Ertonga öldü mü Issız ajun kaldı mu Kötü dünya kaldı mı Ödhlek öçin aldı mu Felek öcün aldı mı Emdi yürek yırtılır Şimdi yürek yırtılır (parçalanır, atö)

    At : (Tok okunarak) At. Kuş kanatan, er atan (Kuş kanadıyla, er atıyla).

    Bilge : Bilgili, akıllı.

    Em : İlaç. Buradan alınarak, ilaç yapan adama "emçi" denir.

    İm : İşaret, parola. İm bilse er ölmes. Belgeyi (parolayı) bilen adam ölmez.

    Kend : Şehir. Bu sözden alınarak Kaşgar için Ordu Kend derler. "Han'ın oturduğu şehir" demektir. Keluğizleyü aktımız Seller gibi akak Kendler üze çıktımız Şehirler üzerine çıkak Furxah ewin yıktımız Put evini yıktık Buncan üze sıçtımız Putlar üzerine yehdezledik

    Kırk : Kırk (40) Ogüt : Öğüt. Algıl ogüt mendin oğul erdem düe Oğul, benden öğüt al, erdem dile Boyda uluğ büğe bolup büging ula Ulus (boy) arasındaki büyük bilgin ol, bilgini yay. On : On (10) Ot : Bitki, ot. Ot ondi (ot, bitti). Ot : Hayvan yemleri için hepsine verilen isim. Atga ot bergil (Ata ot ver). Ot : İlaç. Ot içtin (İlaç içtim). Ot : Ateş. Ot tese ağız köymes (Ateş demekle ağız yanmaz).

    Oynaş : Başka biriyle sevişen kadın. (Bugünkü Türkçe'de; Eli işte, gözü oynaşta) Öz : Öz, kendi, nefs. Körtlüğ tonuğ özünğge İyi elbiseyi kendine Tatlığ aşığ adhınka Tatlı aşı başkasına Tutgd komg agırlığ Konuğu ağırla Yadhsun çawınğ budhunka Ününü herkese yaysın

    Tüzün : Yumuşak huylu adam, halim. Tüzün birle uruş, utun birle tireşme. Yumuşak huylu kimselerle uğraş, kötülerle direşme (Çünkü, yumuşak huylu adam bu gibi şeyleri kaldırır, fakat kötü huylu adam seni ezer)

    Uçmak : Cennet. Türlüğ çiçek yarıldı Barçın yadhım kerildi Uçmak yeri körüldi Tumtuğ yana kolgüsüz
    Türlü çiçekler açıldı İpek (kumaştan) yaygı serildi Cennetin yeri görüldü Zaman ılıdı, kış gene gelecek değildir.

    Us : Hayır ile şerri ayırt ediş (Oğuzca). Ol US boldl (O hayır ile şerri ayırd etti). (İyi ile kötüyü ayırdetmek, atö).

    Uz : Uz kişi. Eli işe yaraşıklı, udumlu kişi. Uz bilge : Çok akıllı.

    Üç : Üç (3) B. Ali Çiçekli'nin Eserinden (Kaşgarlı Mahmut) Türkçe Örnekler* 1. Kelimeler Bezendi : Uragut bezendi (Avrat süslendi)

    Bügelendi : Er bilgelendi (Adam akıllılaştı).

    Erk : Saltanat ve sözügeçerlik. Esenledi : Selamladı

    Okumak : Olmengi okudu. O, beni çağırdı. (Düğüne, törene) (Okumak, Anadolu'da aynı anlamda kullanılır. K. Maraş'ın Pazarcık ilçesine bağlı Yumaklıcerit köyünde ayrıca davetiye "okuntu" denir, atö) * Ali Çiçekli, Kaşgarlı

    Ötük : Hikaye (öykü).

    Sökmenledi : Er sotelerdendi. Adam kahramanlaştı.

    Ucuzladı : Aşağıladı (hakaret etti).

    Uzluk : Sanat

    Yanut : Karşılık, bedel.

    Yerdeş : Hemşehri. Yerdeş kişi. Bu, iki kişinin aynı şehirden olmasıdır. Birbirlerine "yerdeş" derler.

    Yetik : Yetik er. İşlerinde becerikli, güç işleri başaran adam.

    Yulduz: Yıldızlara verilen genel ad. Erentüz Karakuş Ülker Yedigen Temürkazuk Müşteri yıldızı Mizan yıldızı Süreyya yıldızı Yedi Kardeşler Kutup yıldızı

    Yükünç : Namaz (Kıpçakça). Tengiriye yükünç yükündi (Tanrıya namaz kıldı).

    2. Atasözleri


    Ot tese ağız köymez: Ateş demekle ağız yanmaz

    Ağız yese köy uyadhur: Ağız yeyince göz utanır. (Birinin armağmı yeyip, işini görmeyen, bu yüzden sıkılan kimse için kullanılır)

    Kız birle küreşme, kısrak birle yarışma: Kız ile güreşme, kısrak ile yarışma, (kaybedersin)

    Alın arslan tutar, küçin sıçgan tutmaz: Al hile ile aslan tutulur, güç ile sıçan tutulmaz.

    Korkmuş kişige koy başı koş körünür: Korkmuş kişiye koyun başı çift görünür.

    Yalngus kaz ötmes: Yalnız kaz ötmez (eş gerek)

    Koç kılıcu kuıka sığmaz: Çifte kılıç kına sığmaz (iki kılıç bir kına sığmaz)

    Nice yitik biçek erse öz sapın yonumas: Nice keskin bıçak olsa (bıçak nice eskin olsa, atö), sapını yontmaz, (yontamaz, atö)

    Ulugu uluglara kut bulur: Büyüğünü ululayan kut bulur.

    Alpler birle uruşma, begler ile duruşma: Yiğitler ile vuruşma, beyler ile duruşma (karşı durma, atö)

    Agdda oğlak togsa, arıkta otu öner: Ağılda oğlak doğunca, derede otu biter.

    Ay tolun bolsa, eliğin imlemes: Ay dolun (öndördü) olunca, elle işaret etmeye gerek kalmaz.

    Aç ne yemes, tok ne demes: Aç ne yemez, tok ne demez.

    Bir tilki terisin ikile soymas: Bir tilkinin derisi iki kez soyulmaz.

    Tegirmende togmus sıçgan, kök köktegingge korkmas: Değirmende doğmuş sıçan gök gürlemesinden korkmaz.


    3. Şiirlerden dörtlükler:

    Tünle bile göçelim Yamar suvun keçelim Terngük suvun içelim Yuvga yağı ovulsun Opkem kelip ogradım Aslanyayu kökredim Alpler başın togradım Şimdi meni kim tutar
    Gece ile göçelim "Yamar" suyun geçelim Kaynak suyun içelim Yufka düşman ovulsun Öfkem gelip fırladım Aslan gibi kükredim Alpler (yiğitler) başını doğradım Şimdi beni kim tutar

    Kaşgarlı Mahmud'u rahmetle anıyorum.

    ALİ TAYYAR ÖNDER

+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. Türklerin genetik yapısı...
    Konuyu Açan: 7.mehmet, Forum: Bilimsel ve Teknolojik Haberler.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 04-07-09, 12:37:46
  2. Türkiye'nin %90'nı etnik olarak Türk değil!miş!
    Konuyu Açan: TARİHÇİ, Forum: Türkiye'den Haberler.
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj : 16-06-09, 16:57:42
  3. Etnik Fitnenin Anatomisi
    Konuyu Açan: Sahil-5, Forum: Siyasi Serbest Kürsü.
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj : 28-04-09, 23:44:48
  4. İşte Türk aile yapısı
    Konuyu Açan: MilliyetçiForum, Forum: Türkiye'den Haberler.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 27-03-07, 01:17:22
  5. İşte Türk aile yapısı
    Konuyu Açan: SENCER68, Forum: Türk Kültürü.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 03-01-07, 15:07:24

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok