"Milliyetçi Forum" forum üyeleri ile aşağıdaki iletişim kanalı ile iletişim kuracaktır.
E-posta Adresi:
+ Konuyu Cevapla
Toplam 6 sonuçtan 1 ile 6 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: AHMET YESEVİ HAYATI

  1. #1
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Yaş
    24
    Mesajlar
    29
    Rep Puanı
    51

    Standart AHMET YESEVİ HAYATI

    AHMET YESEVÎ

    Büyük Türk Mutasavvıfı Ahmet Yesevî, Kazakistan'ın YESİ şehrinde, yaygın görüşe göre 1093 yılında doğmuş ve 1166 yılında ölmüştür. İlk mürşidi Arslan Baba olmuş, sonra Yusuf-i Hemadanî'ye intisap etmiştir.
    Yesevî, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilmesine rağmen TÜRKÇE'yi seçmiştir.
    Yesevî, eski Türk inanışlarının kalıntılarını İslâmiyet ile uzlaştırmaya çalışan, İslâm'ı yeni kabul etmiş insanlara bu dinin sıcak, samimi, hoşgörülü, insan ve tanrı sevgisine dayalı gerçek yüzünü tanıtmıştır.
    HİKMET adını verdiği dörtlüklerinde Yesevî;
    Benim hikmetlerim hadîs hazinesidir
    Kişi pay görmese, bil habistir
    Benim hikmetlerim süphanın fermanı
    Okuyup bilsen, hepsi Kur'an'ın anlamı
    demektedir.
    Büyük Türk mutasavvıfı Ahmet Yesevî, Türk dünyasının yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden ve Türklüğün sembol isimlerinden biridir.
    Ahmet Yesevî'nin Türk tasavvuf geleneğinin kurucusu olması ve kendisinden sonraki büyük mutasavvıflar, Yunus Emre, Mevlâna, Hacı Bektaş-ı Veli ve diğerleri üzerindeki etkisi, böylece Anadolu'nun bir Türk Yurdu haline gelmesindeki manevi rolü, İslamiyet'i dosdoğru anlayan ve anlatan, sade ve temiz üslubu, güzel Türkçe'mizin mimarlarından oluşu, insanlığın ihtiyacı olan yüksek değerleri daha o zamanlar dile getirdiği kardeşliğe, dostluğa, sevgi ve hoşgörüye dayalı düşünceleri bilinmektedir.
    Türk'lerin İslâmiyeti anlama ve algılama noktasında YESEVÎ bir ekoldür. Bu açıdan bakıldığında Yesevî, tüm Türk dünyası için çok önemli bir konuma sahiptir. Kendini tanıma umdesi, kültürünü, dilini, tarihini ve dinini tanımak Yesevî düşüncesinin özüdür.
    Karahan'lı Hükümdarı Saltuk Buğra Kara Han'ın 950 yılında İslâmiyet'i resmî devlet dini olarak kabul etmesi, TÜRK dünyasının önemli bir dönüm noktasıdır. İslâmiyet'i benimseyen Türk'ler, Türk - İslâm sentezine dayanan yeni bir kültür sahibi olmuşlar, sosyal nizamları ile devlet ve dünya görüşlerine bu kültür ile yeni bir şekil vermişlerdir.
    "Pir-i Türkistan" Ahmet Yesevî, Güney Kazakistan'da, Çimkent şehrine 7 km. uzaklıktaki, bugün Türkistan adı ile tanınan YESİ şehrine 157 km. uzaklıktaki Sayram kasabasında doğmuştur. Doğum yılı bilinmemektedir. Ancak 73 yaşında ve 1166 yılında vefat ettiği şeklindeki yaygın görüşe göre 1093 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri olarak YESİ şehri de belirtilmekte ise de anne ve babasının Türbe'lerinin SAYRAM'da olması, O'nun da Sayram'da doğduğunu düşündürmektedir. Babası, Hazret-i Ali soyundan Şeyh İbrahim isimli bir zatdır. Annesi ise Şeyh İbrahim'in halifesi Musa Şeyh'in kızı Ayşe Hatun'dur. Rivayetlere göre önce annesini, sonra babasını kaybeden 7 yaşındaki Ahmet, ablasının himayesinde büyümüştür. Yesi'ye gelen Arslan Baba adlı bir mürşit, O'nun tahsil, terbiyesini üstlenir. Bir süre sonra Arslan Baba ölür, Yesevî de o zamanın önemli kültür ve ilim merkezlerinden olan Buhara'ya gider. Burada Hâce Yusuf-i Hemedani'ye intisap eder ve onun irşadı altına girer.
    Yesevî, mürşidi Hemedanî'nin ölümünden sonra bir süre Buhara'da irşad postuna oturursa da, şeyhinin vaktiyle işaret ettiği şekilde YESÎ'ye döner. Ölene kadar da orada aydınlatmaya devam eder.
    Menkıbeye göre tekkesinin bahçesinde bir çilehane kazdırır ve ömrünü burada tamamlar. Daha önce de belirttiğim gibi 1166 yılında vefat ettiği sanılmaktadır.
    Ahmet Yesevî'nin türbesini Sultan Timur'un yaptırdığı bilinmektedir. Rivayete göre, Hoca, Timur'un rüyasına girip zafer müjdeler. Timur da Türkistan zaferinden sonra Yesi'ye gelir ve Hoca'nın kabrinin üstüne, bir şükran ifadesi olarak, türbe yaptırır. Zamanla harap olan türbe, Şibanî Han tarafından onartılır. Birçok defa tamir gören türbe, Sovyetler Birliği zamanında korumaya alınıp 1978 de ziyarete açılmış, 1989 yılında türbenin bulunduğu bölge "Tarihi Kültür Koruma Mıntıkası" olarak ilân edilmiştir.
    Kazakistan bağımsızlığını kazandıktan sonra, Türkistan şehrindeki bu türbenin restorasyon çalışmaları Türkiye tarafından 1992 yılında başlatılmış ve 2 senede bitirilmesi ön görülmüşse de çalışmalar Temmuz 2000 e kadar sürmüş ve türbenin açılışı Ekim 2000 de Türkistan şehrinin 1500. kuruluş yıldönümünde yapılmıştır.
    Ahmet Yesevî, Anadolu'ya hiç gelmemiş olmasına rağmen Anadolu'da tanınmış ve sevilmiştir. Bektaşî'lik, Mevlevi 'lik, Yunus Emre ekolü Yesevi'den çok etkilenmiştir.
    Anadolu'ya gitmediği bilinmesine rağmen Pülümür'ün Kangallı Köyü'nde Ahmet Yesevî’ye atfedilen bir türbe vardır. Pülümür'deki bu mezar, Yesevî’nin makamı olarak, halkın muhayyilesinde gelişmiş ve türbe O'na atfedilmiştir.
    Bundan başka, Baskil ilçesinin Tabanbükü Köyü'nde Ahmet Yesevî kolundan gelen Hasan Dede'nin mezarının bulunduğu biliniyor. Bu köyün doğusundaki bir mezarın da Ahmet Yesevî'ye ait olduğu rivayet edilmektedir.
    Şimdi, Yesevî ve Türk diline etkisinden söz etmek istiyorum.
    Selçuklular, tarihimizin çok uzun bir dönemini doldurmuş, büyük bir devlettir. Sınırları, Orta Asya ve Anadolu'nun büyük bölümünü kapsamıştır. Devlete adını veren Selçuk Bey ve beraberindekilerin Türkçe adlar taşımalarına rağmen, son hükümdarların isimleri Keykavus , Keykubat gibi Farsça adlardır. En önemlisi, Devletin resmî dili Türkçe değil Farsça'dır. Selçuklu'nun önemli bir şahsiyeti, Alpaslan'ın veziri, Nizam -ül Mülk bir Fars'dır. Adına kurduğu Nizamiye Medreseleri Farsça vermekte idiler. Bütün bu sebeplerle Selçuklu'da Türkçe avam dili, Farsça ise aydın ve bilgin dili olmuştur. Edebiyat ve yazı dili Türkçe değil Farsça alarak kullanılmıştır.
    Bütün bu olumsuzluklar arasında Yesi'de bilinçli bir Türk ortaya çıkmış, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilmesine rağmen Türkçe'yi seçmiştir.
    Yesevî, İslâm tasavvufunu esas alan, bilim, edebiyat ve san'ata önem veren bir medrese kurdu. Bu medresenin, konuşma dili, yazışma dili, şiir ve edebiyat dili, eğitim ve öğretim dili Türkçe idi. Buradan yetişen binlerce insan Türk Dünyası'nın her tarafına dağıldılar. Bu yetişenler, gittikleri her yerde Yesevî'nin Türkçe şiirlerini, yani HİKMET'lerini tekrar tekrar seslendirdiler. Bu şekilde yeni bir Türk edebiyatı doğdu. Bu arada, Farsça'yı kullananlar, Yesevî'yi, Türkçe yazdığı için eleştirmişlerdir. Yesevî ise bir hikmetinde şöyle demektedir.
    Sevmiyorlar bilginler sizin Türkçe dilini
    Erenlerden işitsen açar gönül dilini
    Ayet - hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar
    Anlamına erenler başı eğip uyarlar
    Miskin hafız Hoca Ahmet yedi atana rahmet
    Fars dilini bilir de sevip söyler Türkçe'yi
    Daha sonra, Cengiz'ler, Osmanlı'lar dönemlerinde Türkçe egemen olmuştur. Bu konuda büyük şair Yahya Kemal "Ahmet Yesevî kim? bir araştırın, göreceksiniz, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız. " demektedir.
    Burada, Ahmet Yesevî'nin ilme ve bilgiye verdiği önemi bir, iki Hikmet'i ile dile getirmek istiyorum:
    Ey dostlar, cahil ile yakın olup
    Bağrım yanıp, candan doyup öldüm ben işte.
    Bir başka hikmetinde ise:
    Cahil ile geçen ömrüm nar sakar
    Cahil olsan cehennem ondan çekinir
    Cahil ile cehenneme doğru kılmayın sefer
    Cahiller içinde yaprak gibi soldum ben işte
    demektedir.
    Şimdi de Yesevî'nin din anlayışını irdelemek istiyorum.
    Tarih devirlerinde milletimiz bir çok dini kabul etmiştir. Bunların içinde Şamanizm en önemli yeri kaplasa da Budizm, Musevilik ve Hristiyanlık da Türkler arasında yaygınlık kazanmış dinlerdir. Bin yıldan beri ise gittikçe gelişen boyutlarda İslâm dini Türk'lerin inanç birliğini oluşturan din haline gelmiştir.
    Şamanizm, sadece Türklerin değil, Asya'nın birçok halklarının ortak inanç sistemidir. Dolayısı ile Şamanizm'i Türklerin ulusal dini olarak kabul etmek yanlıştır.
    Göktürk kitabelerinde, Atalarımızın, bir din anlayışı bulunduğu açıklaması vardır. Bu din, yeri, göğü ve insanı yani bütün varlıkları yaratan ve yöneten "Bir Tanrı" anlayışıdır. Belki de çok daha eskilerden, derinlerden gelen Şamanizm inançları "Bir Tanrı" veya "Gök Tanrı" dini ile birlikte yaşamaya devam etmiştir. Oğuz Han'ın "Tanrının Birliği" sözünü temel alan bir anlayışın yayıcısı olduğu görüşü de konuya daha açıklık kazandırır.
    Bilinen bir gerçektir ki, bir toplumun kabul ettiği yeni bir din, eski inançları tümüyle ortadan kaldıramaz. Eski inançlar çok defa yeni inancın kisvesi altında yaşamaya devam ederler. Bu manada Şamanizm'in Türklere ait topluluklarda devam ettiğini görebiliyoruz. Meselâ, ataların ruhlarına evliya kudreti, ağaçlara evliya adı verilerek Şamanizm, İslâmî bir kavramla yeniden ifade edilmiştir.
    Bugün, büyük çoğunluğu Müslüman olan Dünya Türklüğünün İslâmi anlayışında binlerce yıllık geçmişlerini görmekteyiz. Bu hal, İslâm'ın ana ilkelerinden sapma anlamına gelmemektedir. Söylemeliyiz ki, milletimiz, küçük bir kesim hariç, İslâm'ı doğru anlamış ve doğru uygulamıştır. Bugün, Müslüman milletler içinde en samimi dinî hayatın milletimizce yaşandığı bir gerçektir.
    Ahmet Yesevî, eski Türk inanışlarının kalıntılarını İslâmiyet ile uzlaştırmaya çalışan ve dolayısı ile kitaplı dinin, yani İslâmın emirlerini tam yerine getiremeyen yeni Müslüman olmuş insanlara, İslâmın sıcak, samimi, hoşgörülü, insan ve Tanrı sevgisine dayalı, gerçek yüzünü tanıttı.
    Ahmet Yesevî, içinde yaşadığı dönemin Türk toplumunun, bozkırlarda at koşturan yarı göçebe insanlar olduklarını, kadın - erkek, genç - ihtiyar, hareketli, kendi gelenek ve göreneklerini diri tutma yolunda başarılı ve mücadele ile geçen bir hayatın içinde olduklarını çok iyi biliyordu. Yesevî, bu insanlara fıkıh kuralları içinde, Arap - Acem kültür etkileri ile boğulmuş karma karışık bir İslâm yerine, samimi ve sarsılmaz bir iman anlayışını telkin eden dinî ve ahlâki kuralları, kendisi Arapça ve Farsça'yı çok iyi bildiği halde, kendi dilleri ile ve daha da önemlisi, onların seviyesinde bir söylem tarzı ile sunmanın, başarının temeli olacağını, görmüş ve uygulamıştır. Onun için de Türk Boyları'nın halk edebiyatından alınmış şekillerle insanlar arasında dostluğu, sevgiyi, dayanışmayı, dünyayı Tanrı ve insan sevgisi ile kucaklamayı öğretmiştir.
    Nitekim, Yesevî
    Benim hikmetlerim hadis hazinesidir
    Kişi pay görmese, bil habistir
    Benim hikmetlerim Süphan'ın fermanı
    Okuyup bilsen, hepsi Kur'an'ın anlamı
    demektedir.
    Hoca da öteki mutasavvuflar gibi, âlemi ve âlemde var olan herşeyi ilâhi aşkın eseri olarak gördüğü içindir ki, her şeyi gönülden sevmektedir. Ancak bu sevgi ile Allah'a ulaşılabileceğini söylemektedir. O'na göre Aşk'sız, Mevlâyı anlamak mümkün değildir.
    Üstelik Aşk'sız kişi gerçek insan değildir.
    Dertsiz insan insan değil, bunu anlayın
    Aşk'sız insan hayvan cinsi, bunu dinleyin
    Gönlünüzde Aşk olursa, bana ağlayın
    Ağlayanlara gerçek Aşk'ımı hediye eğledim.
    Aşk'sızların hem canı yok, hem imânı,
    Resûlullah sözün dedim mânâ hani.
    Diyen Yesevî 140 numaralı hikmetinde, ilâhi aşk hakkındaki görüşlerini,
    insanın samimi inancı ile bağlantılı***** anlatır.
    Aşk davasını bana kılma, sahte aşık,
    Aşık olsan, bağrın içinde göz kanı yok,
    Muhabbetin şevki ile can vermese,
    Boşa geçer ömrü onun, yalanı yok.
    Aşk bağı sıkıntı çekip yeşertmesen,
    Hor görülse nefsini öldürmesen,
    "Allah" diyerek içe nuru doldurmasan,
    Vallah, billah sende aşkın eseri yok.
    Hak zikrini can içinden çıkarmasan,
    Üçyüz altmış damarlarını kımıldatmasan,
    Dörtyüzkırkdört kemiklerini kul eylemesen,
    Yalancıdır Hakk'a aşık olduğu yok.
    Rahatı bırakıp can sıkıntısını hoşlayanlar
    Seherlerde canını incitip çalışanlar,
    Hay-u heves, ben-benliği terk edenler,
    Gerçek aşıktır, asla onun yalanı yok.
    Kul Hoca Ahmet, candan geçip yola gir,
    Ondan sonra erenlerin yolunu sor,
    Allah diyerek, Hakk'ın yolunda canını ver,
    Bu yollarda can vermesen, imkânı yok.
    "İlâhi Aşk" Allah'dır ve bu Aşk'a düşen kişi, bencillik, gösteriş, iki yüzlülük, kişisel çıkar gibi küçük hesapları düşünmemek gerekir. " diyen Yesevî, bir hikmetinde:
    Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol,
    Öyle mazlum yolda kalsa, yoldaşı ol,
    Mahşer günü dergâhına yakın ol,
    Ben - benlik güden kişilerden kaçtım ben işte.
    Demektedir. Bütün hikmetlerinde yer alan bir gerçek vardır ki o da insana verilen büyük değerdir. İslâm tasavvufunda insan, kâinatın özü alarak kabul edilir. Herşey insan içindir. O halde insana düşen, "Kamil İnsan" olmaya çalışmaktır. Ahlakın kemaline ulaşmıya gayret etmektir. Bunun da bir yolu yaratılmışları sevmek, incitmemek ve incinmemektir. Alçak gönüllü olan insanlar, her hususta samimi olan kişilerdir.
    Yesevî, asıl kavgasını, sahte şeyhler ve mollalara karşı yapar. Bunlara karşı da
    "Talibim" deyip söylerler vallah, billah insafsız
    Namahreme bakarlar, gözlerinde yok insaf;
    Kişi malını yiyerler, çünkü gönülleri değil saf
    Arslan Baba'nın sözlerini işittiniz teberrük.
    Zâkirim deyip ağlar, Çıkmaz gözünden yaşı;
    Gönüllerinde gamı yok, her an ağrıya başı;
    Oyun-hile kılarlar, malûm Hüda'ya işi,
    Arslan Baba'nın sözlerini işittiniz teberrük.
    Gibi bir çok Hikmet söylemiştir.
    Yesevî, ilim üzerinde çok durmuş, inananların aydın kişiler olduğunu, bunların bilgisizlikten ve bilgisizlerden kısaca cahillikten uzak durduklarını anlatmıştır. Ayrıca bir başka Hikmet'inde: " Bilgisizlik her kötülüğün kaynağıdır. " demiştir. Bir başka Hikmet'inde ise
    İlim, iki inci, beden ve cana rehberdir
    Can âlimi Hazret'ine yakındır
    Muhabbetin şarabından içer
    Öyle âlim, gerçek âlim olur dostlarım,
    demiştir.


    Özetle, Yesevî okulunun ana ilkelerini:
    • <LI class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify; mso-list: l2 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt">Allahın varlığına ve tekliğine inanmak,
      <LI class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify; mso-list: l2 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt">Kur'ana uymak,
      <LI class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify; mso-list: l2 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt">İslâm'a dayalı yolda yürümek,
      <LI class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify; mso-list: l2 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt">İnsanın kendisini disipline etmesi,
    • Belli zamanlarda benlik muhasebesi yapmak
    olarak özetliyebiliriz.

    • Felsefeye yatkın olmak gibi hasletleri kendisinde toplaması gerekiyordu.
    Dikkat edilirse, 1000 yıl önce yaşamış bir Türk düşünür, kendini bilmeyi, hurafelerden uzak durmayı, Tanrı'ya inanmayı, kendini geliştirmeye çalışmayı, özellikle hoşgörülü olmayı büyük bir açıklıkla ifade etmiştir.
    Yazımı Ahmet Yesevî'nin büyük takipçisi YUNUS EMRE'nin Pirinden öğrendiğini veciz bir şekilde anlattığı dörtlükle bitirmek istiyorum.
    Çalış, kazan, ye, yedir,
    Bir gönül ele getir
    Bin kâbe'den iyrektir,
    Bir gönül ziyareti.
    SEVDAM_DAVAM_KAVGAM(TURAN)

  2. #2
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    0
    Rep Puanı
    0

    Standart Cevap: AHMET YESEVİ HAYATI

    Aybala19;
    Bu güzel yazı için özellikle minnet ve şükranlarımı sunarım... Türk'ün İslam'a bakış açısını en içten şekilde yaşayan bu değerleri bırakıp, "hurafelerin, taassubun kollarında" hem kendimizi hem de inanç ve kültürümüzü yozlaştıranlara ithaf olunur...
    Ayrıca bu başlık altında daha önce gaziliasena'nın yazısı vardı. Birleştirilmesinde yarar var herhalde.
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ SONSUZA DEK YAŞAYACAKTIR!

  3. #3
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Yaş
    24
    Mesajlar
    8
    Rep Puanı
    46

    Standart Cevap: AHMET YESEVİ HAYATI

    Anadolu Bugün Türk Yurduysa Ve Sonsuza Kadar da Öyle Kalacaksa Bunda Öncü Pay Hoca Ahmet Yesevî Ve Onun Alperenlerine Aittir. Onlar Ve Onların Hoşgörü Anlayışı Bu Toprakları Ebedi Türk Yurdu Yapmaya Yetmiştir. Bu Çağda da En çok İhtiyacımız Olan ŞeY Ahmet Yesevi'nin Maneviyat Anlayışıdır Arkadaşlar. Bu Anlayışı Yaymak En Önemli Görevlerimizden Biri Olmalıdır.

  4. #4
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    0
    Rep Puanı
    0

    Standart Cevap: AHMET YESEVİ HAYATI

    Alıntı kuscubasi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Anadolu Bugün Türk Yurduysa Ve Sonsuza Kadar da Öyle Kalacaksa Bunda Öncü Pay Hoca Ahmet Yesevî Ve Onun Alperenlerine Aittir. Onlar Ve Onların Hoşgörü Anlayışı Bu Toprakları Ebedi Türk Yurdu Yapmaya Yetmiştir. Bu Çağda da En çok İhtiyacımız Olan ŞeY Ahmet Yesevi'nin Maneviyat Anlayışıdır Arkadaşlar. Bu Anlayışı Yaymak En Önemli Görevlerimizden Biri Olmalıdır.
    Kuşçubaşı Rumuzlu Kardeşim;
    Bu tesbitinize çok teşekkür ediyorum...
    Deminden beri açtığınız, yazdığınız mesajlarınıza bakıyor ve anlamaya çalışıyorum... Tarih şuuru kadar ona "HAYAT VERENLERİN" düşünceleri, bu günlere taşınanları çok önemli...Unuttuğumuz, "unutturulmaya çalışıldığımız" değerlerimiz birer hazinedir bizlere...
    Ama ne yazık ki "HAZİNENİN KİLİDİ" açılamıyor... Bizler aralıyoruz ama sanki "gizli eller" üzerinden bastırıyor...!"KURCALAMAYIN...!!?"
    Yine ekleme yapmak ihtiyacındayım. Gaziliasena'nın aynı başlıkta bir çalışması vardı. Sanırım birleştirilirse daha yararlı olacak....
    Konu ZEYBEK tarafından (01-10-08 Saat 02:44:45 ) değiştirilmiştir.
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ SONSUZA DEK YAŞAYACAKTIR!

  5. #5
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Mesajlar
    7,904
    Rep Puanı
    50

    Standart Cevap: AHMET YESEVİ HAYATI

    Konu güncel.................

    BU UZUN SÜREN GECENİN KARANLIĞINI AYDINLATMAYA YETMEYECEKSE GÖKTEKİ AY, GECİKEN ŞAFAK BİR BOZKURT ULUMASI İLE SÖKECEKTİR...

  6. #6
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Yaş
    45
    Mesajlar
    309
    Rep Puanı
    66

    Standart Cevap: AHMET YESEVİ HAYATI

    Alıntı kuscubasi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Anadolu Bugün Türk Yurduysa Ve Sonsuza Kadar da Öyle Kalacaksa Bunda Öncü Pay Hoca Ahmet Yesevî Ve Onun Alperenlerine Aittir. Onlar Ve Onların Hoşgörü Anlayışı Bu Toprakları Ebedi Türk Yurdu Yapmaya Yetmiştir. Bu Çağda da En çok İhtiyacımız Olan ŞeY Ahmet Yesevi'nin Maneviyat Anlayışıdır Arkadaşlar. Bu Anlayışı Yaymak En Önemli Görevlerimizden Biri Olmalıdır.
    Tesekkürler Sayin Kuscubasi, sevmek ask ile yoluna bas koymak ne güzel, Ulu Türk Büyüklerimiz ölmezler bize actiklari bu yolda isik olur ask ile yanarlar hem yüregimizi hemde yolumuzu aydinlatirlar, ne diyor Dervis Yunus "" Ölürse ten ölür Canlar ölesi degil "".
    Kurbanlar tiglandi Gülbank cekildi,Gaflet uykusundan uyana geldim, Dört kapi Sancagi anda dikildi, Üryan püryan olup meydana geldim.

+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. Kutlu Doğum ve üç hayati soru
    Konuyu Açan: yalcinyilmaz, Forum: İslami Konular.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 20-03-08, 11:02:28
  2. İmam-ı Gazali'den Hayati Öğütler
    Konuyu Açan: yalcinyilmaz, Forum: İslami Konular.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 16-06-07, 13:03:51
  3. Beckham'da hayati tehlike
    Konuyu Açan: recep_01, Forum: Avrupa Ligleri.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 08-06-07, 21:13:09
  4. Alparslan Türkeş in HAYATI !!!
    Konuyu Açan: CcC_militan_CcC, Forum: Başbuğ Alparslan Türkeş.
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj : 17-05-07, 18:48:31
  5. Hz. Muhammed'in Hayati (Martin Lings)
    Konuyu Açan: MilliyetçiForum, Forum: Peygamber Efendimiz (S.A.V).
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 24-12-06, 04:23:11

Bu Konu İçin Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok